II. Risale-i Nur Gençlik Kongresi deklarasyonları

Risale-i Nur Gençlik Şöleni kapsamında ikincisini düzenlediğimiz Risale-i Nur Gençlik Kongresi 23-24 Nisan 2011 tarihlerinde yapıldı.

Türkiye’nin çeşitli üniversitelerinde öğrenim gören genç araştırmacıların katıldığı Kongre’nin konusu “İttihad-ı İslâm”dı. Çalışmalar dokuz masa etrafında yapıldı. Erkek öğrenciler Ankara’da, kız öğrenciler ise İstanbul’da çalışmalarını sürdürdü.

100’ün üzerinde genç araştırmacı Bediüzzaman’ın “bu zamanın farz vazifelerinden” biri olarak hedef gösterdiği İttihad-ı İslam’ın önündeki engelleri ve bu hedefe ulaşmak için yapılması gerekenleri Risale-i Nur Külliyatı’nı temel referans alarak tespit etmeye çalıştılar.

Masa çalışmaları şu konular üzerine yapıldı: I. Masa: İman; II. Masa: Eğitim; III. Masa: Hürriyet ve Adalet; IV. Masa: Siyaset; V. Masa: İktisat; VI. Masa: Toplumsal Kurumlar; VII. Masa: Milliyetçilik; VIII. Masa: Kültür-Sanat-Dil; IX. Masa: İletişim

İki gün süren çalışmaların ilk gününde katılımcılar tebliğlerini sundular ve müzakerelerde bulundular. İkinci gün ise her masa kendi konusuyla ilgili sonuç bildirisi ve deklarasyon hazırladı. Deklarasyonlar daha sonra editörlerimiz tarafından birleştirildi, edite edildi ve ilk kez bu sayfalarda kamuoyuna açıklanıyor. Ayrıca her masadan bir temsilci, deklarasyonların bir özetini bugün Konya Mevlana Kültür Merkezi’nde düzenlenecek olan II. Risale-i Nur Gençlik Şöleni’nde okuyacak.

Emeği geçenlere teşekkür ediyor, sonuçların hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Hak’tan niyaz ediyoruz.

Risale-i Nur Enstitüsü

I. Masa
İman masası deklarasyonu

Ahmed Yosunkaya
Ahmet Kaya
Ali Akkaya
Ali Sevim
Betül Güntay
Hasan Said Şener
Hüseyin Tural
Kübra Alkan
Meryem Yalçın
Muhammed Nedim Söğüt
Mustafa Erdemir
Nazlı Sertbakan
Nurbanu Ateş
Saliha Ferşadoğlu
Şefik Celil Çelik

1- Bu zamandaki en büyük farz vazife olan İttihad-ı İslâm’ın temelini iman oluşturur. İman ve İttihad-ı İslâm kavramları birbirinden ayrı düşünülemez. İttihad-ı İslâm’ın peyman ve yemini imandır.

2- İttihad-ı İslâm’ın önündeki en büyük engel iman zafiyetidir. Bunun tedavisi tahkiki imanı elde etmektir. İmanın sağlam, sarsılmaz ve hariçten gelecek olan saldırılara karşı dayanıklı bir yapıya sahip olması gerekir.

3- Kur’ân ve sünnetin işaret ettiği üzere İttihad-ı İslâm’ın başlangıç noktası bir nev’î mü’minlerin kalbidir. Kalplerdeki iman ve diğer mü’minlere karşı olan sevgi çok sağlam olmalıdır. Asr-ı Saadette sahabelerin arasındaki uhuvvet ve sevgi Müslümanlara rehber olmalıdır.

4- Toplum hayatında insanları bir arada tutan, toplum olmalarını sağlayan hakikatlerden birisi de inanç birliğidir. Aynı dâvâya, aynı hakikate inanan insanlar birliktedir. Bu birliktelik yeni birliklerin kapısını açacaktır.

5- Müslümanlar arasındaki esasa ilişkin olmayan farklılıklar, müspet mânâda değerlendirilip, bir zenginlik olarak kabul edilmelidir.

6- İman kalplerin birliğini gerektirir. Kalplerdeki birlik ise en sağlam bir şekilde uhuvvet, ihlâs, sıdk, tesanüt, hüsn ü zan, muhabbet ve biz olma duygusu ile sağlanır.

7- İmandaki zafiyet sonucunda mü’minlerde kin ve adavet, nifak ve şikak, menfi milliyet, yeis, tarafgirlik, istibdat, hırs, enaniyet ve su-i zan ortaya çıkar. Müslümanların, Kur’ân ve sünnet ışığında, kendilerini birbirine bağlayan manevî rabıtaları fark ederek bu hastalıkları izale etmeleri gerekir.

8- İttihad-ı İslâm vazifesi kutsîdir. Hedef ve maksat îlâ-yı Kelimetullah’tır. Buna en büyük delil hakaik-ı imaniyedir. Kaynak Kur’ân-ı Hakim ve sünnet-i seniyyedir. Rehber Hz. Peygamber’dir (asm). Bu asırdaki reçete ise Kur’ân-ı Hakim ve hadislerden süzülen Risâle-i Nur’dur. Ameldeki birinci maksat rıza-i İlâhidir.

II. Masa
Eğitim masası deklarasyonu

Abdullah Genç
Ahmed Said Bulut
Beyza Polat
İsmail Tezer
M. Şahin Azkaçar
Muhammed Zorlu
Nurcan Emiştekin
Nurefşan Yalçın

1- Eğitim, anne karnından başlayarak hayat boyu devam eden ciddî bir süreçtir. İttihad-ı İslâm ise; İslâm ortak paydasında bir inanç birliği oluşturan mü’minlerin, imandaki bu birliklerini, sosyal hayatın her alanına yansıtmaları mânâsını taşımaktadır.

2- Bediüzzaman Said Nursî’nin zamanımızın farz vazifesi olarak nitelendirdiği İttihad-ı İslâm’ı sağlamak; öncelikle Allah’ı bilen, tahkiki imana sahip, dünyasını ve ahiretini ihmal etmeyen gençlerin yetiştirilmesi ile mümkündür. Buna engel olan ‘cehalet’in ortadan kaldırılması için de,  okullarda fen ve din ilimlerinin bir arada okutulması, eğitimde ikna-ispat metodunun uygulanması zarurîdir.

3- Müslümanlar arasında birlik ve beraberlik ancak fikir ve duygu birliğiyle sağlanabilir. Bu birliğin elde edilmesi için eğitim şarttır. Bediüzzaman’ın eğitim sistemiyle ilgili olarak yüz yıl önce ortaya koyduğu “Medresetüzzehra”, “İttihad-ı İslâm’a” giden yolda önemli bir “eğitim projesi”dir.

4- Her fen/bilim kendi diliyle Allah’ı anlatmaktadır. Dolayısıyla din ile bilim arasında bir çatışma yoktur. Din ilimleri ile fen ilimlerinin birlikte okutulması, iman akıl bütünlüğünün sağlanması için gereklidir. Bu, aynı zamanda imandaki birliği gerçekleştirerek ve İttihad-ı İslâm’ın tesisinde önemli bir rol oynayacaktır.

5- Eğitim sistemimizdeki etnik vurgular, İttihad-ı İslâm’ın önündeki en büyük engellerdendir. Eğitim müfredatları, belli bir etnisiteyi ya da grubu vurgulayan söylemlerden arındırılmalıdır. Bediüzzaman’ın “Milliyetimiz bir vücuttur. Ruhu İslâmiyet, aklı Kur’ân ve imandır” şeklinde çerçevesini çizdiği “İslâm milliyeti” anlayışı, zihinlerde ve kalplerde tesis edecek şekilde müfredatımızda programlanmalıdır.

6- Anadilde eğitim, ittihad-ı İslâm’ın da önünü açacak temel bir insan hakkıdır. Ferdlerin kendi anadillerinde eğitim almalarının, eğitimin kalitesini ve verimini arttıracağı açıktır. Bediüzzaman: “Lisan-ı maderzad (ana dil) ise, tabiî olduğundan, elfaz (lâfızlar) dâvet etmeksizin zihne geliyor. Alış veriş yalnız mânâ ile kaldığından, zihin çatallaşmaz. Ve o lisana giren maarif (bilgiler), nakş-ı ale’l-hacer (taşa kazınan nakış) gibi bâkî kalır.” diyerek bu konuya yüz yıl öncesinden dikkat çekmiştir.

7- İttihad-ı İslâm’ın oluşumunda ve devamında karşımıza çıkacak olan en önemli sorunlardan biri şüphesiz ‘dil’ olacaktır. İslâm ülkeleri arasındaki iletişimin kolaylaştırılması için ‘dil eğitimi’ne önem verilmeli, anadilin dışında en az iki dil bilen bireyler yetiştirilmelidir.

8- Daha etkili ve verimli bir eğitim için nitelikli, donanımlı, ehil eğitimcilerin yetiştirilmesi şarttır. Yalnız sözleriyle değil; yaşayışlarıyla da İslâm’ın esaslarını ve güzelliklerini sergileyerek güzel örnek olabilen eğitimciler İttihad-ı İslâm’ın önünü açabilirler.

9- Bediüzzaman’ın, İslâm âleminin manevî hastalıklarını sıraladığı Hutbe-i Şamiye isimli eseri eğitim sistemimiz için yol gösterici niteliktedir. Burada sıralanan hastalıklara mukabil; sevgi, merhamet, ümit, sıdk (doğruluk), hürriyet, istişare ve diğergamlık gibi temalara eğitim müfredatlarında yer verilmelidir.

10- İttihad-ı İslâm’ın önünde engel olarak duran “tartışmayan, sorgulamayan, üretmeyen, ezberci bir eğitim” yerine; “sorgulayan, yeniliklere açık, bilgiyi hazmettiren bir eğitim anlayışı” benimsenmelidir.

11- Her anne-baba çocuğunu kötülüklerden uzak, iyiliklere meyilli, dürüst, ahlâklı ve vicdanlı bireyler olarak yetiştirmek ister. Bu ise dîni terbiyeyi küçük yaştan itibaren çocukların ruhlarına sindirmekle mümkündür. Bu yüzden ailede başlayan Kur’ân ve sünnet-i seniyye temelli bir eğitim, sağlıklı bir toplumun da çekirdeğini oluşturur.

12- İslâm ülkeleriyle mümkün olan şartlarda yapılabilecek ortak eğitim faaliyetleri, İttihad-ı İslâm’a katkı sağlayacaktır. Bununla ilgili olarak; çeşitli eğitim kademelerinde gerçekleştirilebilecek öğrenci değişimleri, üniversiteler arası ortak eğitim seminerleri, atılabilecek örnek adımlardır.

13- Bediüzzaman’ın ideal bir eğitim projesi olarak sunduğu Medresetüzzehra’nın manevî bir şekli olan Risâle-i Nur eserlerinin okunduğu ve müzakere edildiği her mekân, ittihad-ı İslâm’ın tesisine hizmet edecek fıtrî bir eğitim ortamıdır. Maddî Medresetüzzehra’ya giden süreç de bu mânânın ferd ferd yaşanmasıyla mümkündür.

III. Masa
Hürriyet ve adalet masası deklarasyonu

Abdurrahman Yavuzyiğitoğlu
Ali Ulvi Ölç
Hasan Koç
Hilal Ersoy
Meral Erdoğan
Muhammed Yılmaz
Muharrem Keskin
Pınar Görücü
Rauf Bilik

1- Hürriyet-i Şer’iye, Cenab-ı Hakk’ın Rahman ve Rahim tecellisiyle kuluna bir ihsanıdır ve imanın hassasıdır. İman ne kadar mükemmel olursa, hürriyet o derece parlar. Bediüzzaman’a göre hürriyet insanın ne kendi nefsine ne de bir başkasına zararı dokunmamasıdır.

2- Fikri, siyasi, ilmi… her türlü istibdat,  fert ve grupların hak ve hürriyetlerinin elinden alınmasına yol açar. Bu durum, toplumun birlik, beraberlik ve dayanışma ruhunu zedeler, ihtilafa sebep olur.

3- İstibdadın bünyesinde barındırdığı “kuvvetli olan haklıdır” anlayışının terk edilerek, Kur’an’ın emrettiği “haklı olan kuvvetlidir” anlayışının benimsenmesi, insan hak ve hürriyetlerini teminat altına alacaktır.

4- Fikir, vicdan ve ifade hürriyetinin teminat altına alındığı bir zeminde hoşgörü ve diyalog ön plana çıkar. Meşveret ve demokrasinin sağlıklı işlediği zeminlerde, İttihat-ı İslam’ın önündeki en büyük engel olan ‘ihtilaf’ da ortadan kalkar.

5- Bediüzzaman, istibdadın son bulması için hürriyeti ve meşrutiyet-i meşruayı önermektedir. Hürriyetten kasıt, nefsin istibdadını ve anarşiyi doğuran  “hürriyet-i mutlaka” değil, yalnız Allah’a kulluk etmeyi gerektiren  “hürriyet-i şer’iyedir”.

6- Tüm dünya Müslümanlarını hakiki kardeşlik hissiyatıyla bir araya getiren Hac ibadeti, meşveret ve uzlaşı zeminini güçlendirerek İttihad-ı İslam’a kapı açar.

7- İttihad-ı İslam’da amaç,  mezhep ve cemaatlerin “tekleşmesi” veya yöntemde birleşmesi değil; “maksatta ittihat”tır. İttihad-ı İslam’ı oluşturan değerler altında hürriyetin bir gereği olarak mezhep ve cemaatlerin kendi içerisinde yapılanmalarına müdahale edilmemelidir.

8- Risale-i Nur hareketi, Türkiye’deki demokratik kültürün oluşmasında önemli katkıda bulunmakta ve bu yönüyle Türkiye, Arap toplumlarında hürriyet taleplerinin ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadır. Türkiye’nin demokratikleşmesini tamamlaması İttihad-ı İslam’ın gerçekleşmesinde önemli bir adım olacaktır.

9- Türkiye, İttihad-ı İslam’ı engelleyen seküler, ırkçı ve otoriter yapısından uzaklaşmalı, Kemalist ideolojiyi terk ederek insan hak ve hürriyetlerinin teminat altına alındığı yeni bir anayasal düzene süratle geçmelidir.

10- AB sistemi; özgürlük, demokrasi, insan haklarına saygı ilkeleriyle temel özgürlükler ve hukuk devleti esasına dayanmaktadır. AB’nin bu özellikleri Bediüzzaman’ın eserlerinde “İsevilik din-i hakikisinden aldığı feyizle hayatı içtimaiye-yi beşeriyeye faydalı sanatlar, adalet ve hakkaniyete hizmet eden fünunlar” ortaya koyan “Birinci Avrupa” tanımlaması ile büyük ölçüde örtüşmektedir. Bu açıdan Avrupa ile hürriyet, adalet, insan hakları, ekonomi, ilmi ve teknolojik gelişmeler hakkında iş birliği yapmak Türkiye’ye olumlu katkılar sağlayacak bir gelişme olarak görülmelidir. Bu da Said Nursi’nin üzerinde durduğu evrensel barışın sağlanmasında önemli bir aşama olacaktır.

11- Her hak sahibine hakkının tam ve eksiksiz verilmesi demek olan adalet, evrensel bir değer olup, hukukun korunması ve hayata geçirilmesi için vazgeçilmez bir ilkedir. Adalet kavramı izafi olamayacağı gibi hukuk devleti anlayışı da relatif (göreceli) bir temele oturtulamaz. Adalet izafi olursa hukuk devleti de izafi olur. Demokratik cumhuriyet ve anayasal sistem muhteva olarak hakiki adaleti içinde barındırmaktadır. Ve tam anlamıyla icra edildiğinde insanlar için saadet vesilesi olacaktır.

12- Toplumsal hayatta sosyal barışı sağlamak için adalet ilkesinin mutlaka hakim kılınması gerekir. Haksızlıkların, zulmün ve yoksulluğun yaygın olduğu bir ortamda adaletten bahsedilemez. Dolayısıyla toplumsal hayatta adaletin tesisi de sosyal dayanışma ve yardımlaşmanın gerçekleştirilmesi ile mümkün olur.

13- Yetkin İslam âlimleri arasından seçimle belirlenen bir ‘şura-yı ilmiye’, günümüzde hilafet makamının vazifelerini yerine getirecektir. Bu şekilde vasıflandırılmış bir İslam Konferansı Teşkilatı, İslam âleminin ittihadına vesile olacaktır.

 

Tags: , , ,

Yazar Hakkında: Yeni Asya International

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*