Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!

Efendimizi (asm) ihtiyarlatan âyet namıyla meşhur olan, başlığa da aldığımız âyet meâlinin elbette bize bakan tarafı da olmalı ve vardır. Ona (asm) bakan tarafını o (asm) yaptı, ama ben, “Bana bakan tarafını yapabildim mi?” diye sorarım bu âyeti hatırladıkça…

“Sen insanları tevhide dâvet et. Emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların heveslerine uyma. Ve de ki: ‘Ben Allah’ın indirdiği bütün kitaplara inandım ve aranızda adâlet etmekle emrolundum. Allah benim de Rabbimdir, sizin de Rabbinizdir. Bizim yaptıklarımız bize, sizin yaptıklarınız da sizedir. Hak ortaya çıkmış, aramızda münâkaşaya hâcet kalmamıştır. Allah bizi bir araya toplayıp hükmünü verecektir. Dönüş ancak O’nadır.’” (Şûrâ: 15.)

Âyetin ortasında bulunan “…Allah benim de Rabbimdir, sizin de Rabbinizdir…” ifadeleri ile “Rabbenâ mütalâası”na dahil olan bu âyet muhtevâsında fevkalâde hakikatleri ihtiva etmekte.

Her ne olursa olsun “Sen insanları tevhide dâvet et.” Bu dâvette ve hayatında ise: “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol.” Seni dalâlete düşürmek isteyenlere karşı dikkatli ol ve “Onların heveslerine uyma.” Sıkıldığında ise “De ki: Ben Allah’ın indirdiği bütün kitaplara inandım ve aranızda adâlet etmekle emrolundum.” Kendilerinin de inandıkları ifadeye başladıklarında ise: “Allah benim de Rabbimdir, sizin de Rabbinizdir.” diyerek tevhide dâvet et. Kendilerinin masum ve kalblerinin temiz ve dolayısıyla hareketlerinde sorumluluğu almadıkları zaman ise: “Bizim yaptıklarımız bize, sizin yaptıklarınız da sizedir.” diyerek herkesi hareketlerinin sorumluluğuna dâvet et. Artık anla ve anlat ki “Hak ortaya çıkmış”. O halde “Aramızda münâkaşaya hâcet kalmamıştır.” diyerek insanları ikna edip, “Allah bizi bir araya toplayıp hükmünü verecektir.” deyip, neticede ise “Dönüş ancak O’nadır.” diyerek, “Hükmü Allah’a bırakman gerekir” derim, kendime. Böylece âyetin bana bakan tarafını bir daha tekrarlamış olurum.

Ne dersiniz, siz de kendi adınıza tekrarlar mısınız?
Üstadım ise, bu âyetin kendine ve Risâlei Nur hizmetine bakan tarafını Birinci Şuâ’ın ikinci âyetinde işaret eder. Hûd Sûresi’nin 105. âyeti ile Şûra Sûresi’nin 15. âyetlerinden iki adet ebcedcifir hesabı ile 1303 (1887) tarihi ile kendisinin tahsile başladığı tarihe işaret ettiğini söyler. 1309 (1893) ile de “harika bir surette, pek az bir zamanda ilimce tekemmül etmesine, tahsilden tedrise başladığı ve üç ayda bir kış içinde on beş senede medresece okunan yüz kitapdan ziyade okuduğu ve o zamanın o muhitte en meşhur ulemasının yanında o üç ayın mahsulü on beş senesinin mahsulü kadar netice verdiği çok mükerrer imtihanlarla ve hangi ilimde olursa olsun sorulan her suale karşı cevabı sevab [doğru cevap] vermekle ispat ettiği aynı tarihe tam tamına tevafukla remzen Risâle-i Nur’un istikametine işarettir.” der.

Âyette geçen “bütün kitaplar”dan maksadın Allah’ın indirdiği kesin ve değişmemiş olarak bilinen bütün kitaplar demektir. Yoksa şu an insanların elindeki muharref olan değildir. Ayrıca insanlar “Âyette geçen hükümlerin bazısına inandım, bazısına inanmadım” der. Böylece hem âyet hem de kendi inançları arasında kendilerince bir isim koyarak orta bir yol tutmak isterler. Buna mukabil âyet adalete işaret eder. Zira bizim Rabbimiz, onların da Rabbidir. Rab aynı olunca husûmete gerek yoktur. Zaten herkes kendi amelinin hesabını verecektir. O halde herkes başkalarıyla uğraşmayı bırakıp kendisiyle alâkadar olmaya, işine bakmaya başlasın.

Bu âyette geçen Rabbenâ ifadelerinin hatırlattıkları kısaca bunlar olmakla beraber kanaatimizce âyetin can alıcı kısmı ise “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” ifadesidir. Bir başka “Rabbenâ Mütalâası”nda buluşmak üzere…

29 views

Tags: 

Yazar Hakkında: Mehmet ÇETİN

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*