Cesetle birlikte uçmak!

“İsveçli kadın, uçak yolculuğu sırasında kalp krizi geçirerek hayata veda eden bir yolcunun cesedinin yanında 9 saat uçtu. Şikâyetçi olan kadına bilet parası geri ödendi.

“Hollanda’dan Tanzanya’ya havalanan uçakta kalp krizi geçirerek hayata veda eden bir yolcu, İsveçli Lena Patterson’ın yanındaki koltuğa yatırıldı. Cesetle birlikte 9 saat uçan Patterson durumdan şikâyetçi olunca havayolu şirketi kadına bilet parasını geri ödemeye karar verdi.

 “Radyo sunucusu olan Patterson 718 dolarlık (1300 TL) bilet parasını geri aldıktan sonra şöyle konuştu: ‘Rahatsız edici bir durumdu ama yaygara koparmak bana göre bir iş değil.’” (Yeni Asya, 26.6.2012)

slında değil 9 saat; saatlerce, günlerce, hatta yıllarca ‘cesetler’le birlikte uçmuyor muyuz? En mükemmel ve en hızlı uçaklardan bile mükemmel bir şekilde ve ince hesaplarla uzay boşluğunda seyahat ettirilen “Dünya Uçağımız” da ‘ölü bedenler’le dolu değil mi? Hatta bu cesetlerin sayısı, şu an yaşayanlardan daha fazla değil mi?

Evet, kimi zaman yanıbaşımızda, kimi zaman uzağımızda da yer alsalar, neticede Dünya Uçağında da cesetlerle birlikte uçtuğumuzu unutmayalım. Etrafımız ‘mezarlar’la dolu çünkü.

Aslında İsveçli Lena Patterson’un yaşadığı hadise, mükemmel bir tefekkür vesilesi olmuş. Karşılaştığı her bir hadiseyi tefekkürüne vesile kılan ve ondan bir marifetullah dersi çıkaran Allah Resûlü (asm) gibi, biz mü’minlere düşen de herbir hadiseden bir ibret dersi çıkarabilmektir.

Said Nursî, bu bahtiyar mü’minlerden meselâ… Bakınız o, İstanbul’dayken Eyüp Sultan Mezarlığı’na çıkınca nasıl bir tefekkürde bulunmuş:

“Bir zaman, esaretten geldikten sonra, İstanbul’da bir iki sene yine gaflet galebe etti. Siyaset havası, nazarımı nefsimden kaldırıp âfâka dağıtmışken, birgün İstanbul’un Eyüp Sultan kabristanının dereye bakan yüksek bir yerinde oturuyordum. İstanbul etrafındaki âfâka baktım. Birden, bakıyorum, benim hususî dünyam vefat ediyor, bazı cihette ruh çekiliyor gibi bir hâlet-i hayaliye bana geldi. Dedim ‘Acaba bu kabristanın mezar taşlarındaki yazıları mıdır ki, bana böyle hayal veriyor?’ diye nazarımı çektim. Uzağa değil, o kabristana baktım. Kalbime ihtar edildi ki:

‘Bu senin etrafındaki kabristanın, yüz İstanbul, içinde vardır. Çünkü yüz defa İstanbul buraya boşalmış. Bütün İstanbul’un halkını buraya boşaltan bir Hâkim-i Kadîrin hükmünden kurtulup müstesna kalamazsın; sen de gideceksin.”

Evet, şu Dünya Uçağında hızla hareket ederken, milyonlarca ‘ölü bedeni’ de bagajda (!) taşıdığımızı unutmayalım. Onlar da yolculardan. Farkımız ise, onların ‘ceset evlerini’ artık terk etmiş olmaları. Cism-i fanîleri, öyle veya böyle bu dünyadayken, ruhları bir başka âlemde… Ama beraberimizde olan bu milyonlarca ceset, aslında bizim için önemli bir uyarı vesilesi. Bizlere “Bir gün siz de bagaj kısmına geçeceksiniz!” der gibiler, öyle değil mi?

Peki bu haldeyken, ‘uçağın üst kısmında’ yer alan bizler, konforumuzu ne kadar düşünebiliriz ki? Altımızda milyonlarca ceset varken… Onlarla birlikte yolculuk yaparken… Ve bir gün kendimizin de ‘bir ceset olarak’ o bölüme geçeceği gerçeği kesinken!

İsveçli Patterson, cesetle beraber seyahat etmekten şikâyetçi olunca havayolu şirketi kendisine bilet parasını geri ödemeye karar vermiş. Ne dersiniz, biz de durumumuzdan şikâyetçi olmalı mıyız (!)? Değil bir ceset, milyonlarca, belki de milyarlarca cesetle birlikte seyahat ettiğimize göre!

Lâtife bir yana, elbette şikâyetçi olmak değil, bilâkis Yaratana şükretmemiz gerek. Bunun ilk akla gelen iki mühim sebebi var:

Birincisi, o ‘hareketsiz, cansız bedenlerin’ bizler için ‘asıl hayata mazhar olan ebedî ahiret yurdunun’ hatırlatıcıları olmaları. Dolayısıyla, cismimizin ‘az sonra’ bagaj kısmına geçeceği bir ‘uçak’ta haddinden fazla bir konfor peşinde koşmamızı engelliyorlar aslında. Yeter ki, onların varlığından haberdar olalım. Daha önemlisi, uçağın konforuna aldanıp da, o kısma geçeceğimiz gerçeğine gözümüzü kapamayalım.

İkincisi, bu Dünya Uçağında ölen her bir canlının cesedi, İsm-i Kuddüs’ün de bir tecellisi olarak, mükemmel bir tasfiye ve istihâle sürecine girerek, harika bir dönüşüm geçiriyor. Bu büyük bir rahmet tecellîsi aslında. Öyle ya, bir de bütün canlıların cesetleri, öldükten sonra toprağa karışıp dönüşmeyen maddeler olarak öylece kalsalardı? Düşünün, Hz. Âdem’den (as) beri milyarlarca ceset ve hiçbiri çürümemiş bir şekilde duruyorlar. Ne yapardık acaba?

Uzun lâfın kısası, bizler şu an, pilotu olmadığı halde mükemmel bir şekilde seyahat ettirilen Dünya Uçağına binmiş Ahiret yolcularıyız. Belki uçağın cezbedici konforuna kapılan bir kısım yolcular farkında olmayabilirler, ama hepimiz aynı yöne doğru gidiyoruz. Uçak Sahibinin bildirdiğine göre yakın bir zamanda bu Uçak da imhâ edilecek ve içerisinde seyahat etmiş, hatta cismini bagajda bırakıp ruhen başka âlemlere gitmiş bütün yolcular da dahil, herkes yeni bir alanda toplanacak… Ve orada hesap vermeye başlayacak. Uçağın konforuna kapılıp, kendisinin hep bu uçakta kalacağını zannedip, Uçak Sahibini tanımayıp, O’nun emir ve yasakları doğrultusunda hareket etmeyenler ebedî hüsrana düşerken; tam tersine Uçak Sahibini tanıyıp, uçaktaki konforun bir imtihan vesilesi olduğunu fark edip, o konforun aslına talip olup, seyahatini bu doğrultuda tamamlayanlar ise ebedî bahtiyarlar zümresine dahil olacaklardır.

Ne dersiniz? Bir cesetle 9 saatlik bir yolculuktan şikâyet etmeye değer mi ki(!)?

Yazar Hakkında: İsmail Tezer

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*