Sana hasret bitmez yâ Rasulallah (asm)…

Mekke’de, Medine’deyiz.
Kâinatın kalbindeyiz.
Bu mübarek mekânları hayatımda özel bir yere koyuyorum.
Sana bu kadar yakınken uzak olmak, ruhumu yakıyor, olgunlaştırıyor…

Ümmetin olmak şerefi yeter. Bu nimet, her nimetin üstünde. Bizi de kervanının arasına katıver ne olur. Hatırana sahip çıkamadığım için yüzüm yok, yanıyorum. Gider susuzluğumu ne olur…

“Yanan kalbe devâsın sen!..”
Derdimin dermanısın sen… Bırakma bizi bu dünya çöllerinde…
Buraları hasretinden mi böyle sıcak yâ Rasulallah (asm)? Adını zikrettikçe, salâvat getirdikçe dillerimiz ferahlıyor. Diller ki, hasret sana yâ Rasulallah (asm). Gerçekten özlenmesi gerekeni özleyememek, ruhumuzun hicranıdır. Fırtına çöllerde değil, içimizde kopuyor.

“Nasıl ki bağrı yanar, gün kızınca, sahranın;
Benim de ruhumu yaktıkça yaktı hicranın!”
– Mehmed Âkif Ersoy

Kalp aynası, toz duman içinde.
Cilâsı salâvat getirmek.
Es-salâtü ve’s-selâmü aleyke yâ Rasulallah…
Burası yerlerden bir yer değil. Burası dilin sustuğu, kalbin konuştuğu bir yer. Ruhumuz burada tesellî buluyor. Uzuyor dakikalar, uzuyor. Zaman burada sanki duruyor.

Daha ne diyeyim, sustum gayrı. Gerisini bilen bilir, yaşayan bilir.
Güvercinler ve bulutlar, dalga dalga Ravzana gelip konuyorlar. Kim bilir, kimden, hangi yerdeki hangi mü’minden selâm ve duâlar getiriyorlar, kim bilir…

Bu fâni dünyada her şey biter, Sana, hasret bitmez yâ Rasulallah (asm)…
Sana olan hasretin zevki de bir başkadır. Hasretin zevkini bir kere tadanlar bilirler. Sana kavuşacakları günü hasretle beklerler.

Kim, neyi beklerse beklesin; kim, neyi özlerse özlesin; gerçek şu ki, orada da, burada da özlenmeye ve beklenmeye değer sadece sensin yâ Rasulallah (asm)… Arayan ne bulamaz ki sende? Yaradan seni iç ve dış güzelliğinin o en müstesna hâliyle yaratmış. Tek örneğimizsin. Önderimiz sensin. Ruhumuzun aradığı ne varsa hepsi sende… Onun için seni özlüyoruz yâ Rasulallah (asm), onun için…

Sen bildirmeseydin, ne kendimizi, ne dünyamızı bilebilirdik. Kur’ân’la ders verip aydınlatmasaydın, karanlıklardaydık şimdi. Her sorumuza cevap sende. Kuruyan dillere, dudaklara bengisu sende. Nice kurak çöllerden sonra, kalbimiz ve aklımız, susuzluğunu sende giderdi.

Açık denizlerde pusulasını kaybetmiş gemiler gibiydik. Yolunu izlemekle nice tehlikelerden kurtulduk. Hayatımıza ışık tuttun. Yönümüzü seninle bulduk. Sayısız yollar arasından tek doğru olanı gösterdin. Hüsrana düşmekten, sözlerinle, sohbetlerinle kurtulduk.

Zifiri karanlıkta attığı adımı bile göremeyen gözlere, gideceği o aydınlık diyarı sen tarif ettin, sen bildirdin. Ruhumuz bildi seni, kalbimiz sevdi seni.

Denizleri, dağları, bitkileri, hayvanları, gökteki yıldızları ve insanları, dahası melekleri ve ebedî saadeti bize sen ders verdin. Ruhumuzun ebedî ihtiyacını sen giderdin. Doyurdun duygularımızı. Mesajını okuduk, yeniden doğduk. Rabbimizi seninle bildik. Bu dünyada başıboş olmadığımızı seninle öğrendik.

Bir yanımız eksik, bir yanımız yarım. Yarım kalan yanımız, aşkınla tamamlansın istiyoruz. Herkes mahbubuna ve maksuduna kavuşmak bir için yol arıyor. Biz de çok aradık, o yolu sende bulduk. Şimdi sana çok yakın yerlerdeyiz çok şükür.

Sana hasret bitmez yâ Rasûlallah (asm)…
Sana bu kadar yakınken, aramızdaki mesafeleri uzatma yâ Rasulallah (asm).
Allah’ım, Habibine olan aşkımızın ateşiyle tutuştur yüreğimizi. Tutuştur ki, başka hasretlere yer kalmasın, fâniler yer bulamasın kalbimizde.

Ömürler günbegün geçiyor. Adım adım buluşacağımız o günlere doğru gidiyor. O dehşetli günlerde bizi yalnız bırakma yâ Rasulallah (asm). Dünya hasreti ne kadar uzarsa uzasın, ebedî âlemde sana kavuşmak ümidiyle teselli buluyoruz.

Saadetli devrine yetişemedik ama hayatını seni anlatan en güvenilir kaynaklardan okuyup öğrendik. Bazı sahneler hiç çıkmadı hayalimizden. Rüyalarımızı süsledi, hasretimizi rüyalarda giderdik.

Düşünmeden, sormadan edemiyor insan. Senin sünnetin ve yolun bu kadar güzelse, kim bilir sen ne kadar güzelsin… Sana ve dâvâna olan sadakati uğruna hayatını feda edenleri düşündükçe hayretler içinde kalıyorum, o kahramanlara özeniyorum. Niçin bu kadar sevildiğini şimdi daha iyi anlıyorum.

Evet, onlar hayatlarını aydınlatan ışığı doğrudan doğruya senden, risaletinin nuruyla perdesiz aldılar ve bir anda tutuşup yandılar, bir anda olgunlaştılar. Bizler ise o nurun yani velâyetinin aynalara vurup oradan yansıyan tecellisine muhatap oluyoruz ancak. Onlar nerede, biz nerede? Tek tesellimiz, o yolda olmamız. O yolda bir ve beraberiz inşallah.

Sana hasret, ayrı bir güzellik, ayrı bir özellik…

Her şeyin iyisine bakmayı, güzellikleri söyleyip hataları örtmeyi ve dahi affetmeyi senden öğrendik. Senden öğrendiğimiz bir değil, binlerdir. Ne varsa hayatımızda güzellik adına, hepsi senden yâ Resulallah (asm)… Allah (cc), seni bize en güzel bir örnek olarak yaratıp göndermiş. Mübarek hayatından tek bir sahne dahi bir insanın ömrünü baştan sona değiştirmeye yeter. Her bir sözün de öyledir… Onlar dünyalar değerindedir. Sensiz dünya bile renksiz.

Seni sevenlerin ateşini ve hasretini dindiren bir sır var sende. Sensiz dünya ıssız… Ne yapayım öyle dünyayı, ne yapayım? Sen dünyanın nurusun, ruhusun. Rabbimizin en güzel isimlerini, en güzel gösteren biricik aynasın sen.

“Vücud ikliminin Sultanısın sen
Efendim, derdimin dermanısın sen…”

Sen, çorak dünyamızın, kuruyan dudaklarımızın âb-ı hayatısın yâ Rasulallah (asm)…
Akşamın hasreti ezanla bitiyor. Sabahın hasreti de öyle.
Sana hasret bitmez yâ Rasulallah (asm)… Huzuruna geliyoruz, bin bir hasretle. Rabbim, duâlarımızı kabul eyle…
Sanki şairin dediği hallerdeyim:

“Öyle bülbülsün ki, dem çektikçe her mevsim bahar
Öyle Mecnunsun ki, bir âhınla bin Leylâ yanar…”

Binler dostların selâmları ve duâları ile beraber geliyorum. Hasretim sanadır yâ Rasulallah (asm). Nice hasretlinin duâsıyla, gözyaşı katılmış dilekleriyle beraber geliyoruz. Onların her biri dünyadan daha kıymetli.

Ey hasta kalplerimizin şifâsı, ey dertlerimizin devâsı, ey sevgililerin en sevgilisi…
Ağır emanetlerle geliyoruz. Yükümü huzurunda indirmek istiyorum izninle yâ Rasulallah (asm)… Her birine ayrı ayrı şefaatler diliyorum senden. Her derdimize devâlar, şifâlar diliyorum senden. Tek tek selâmlarını, hasretlerini iletiyorum Sana. Her bir kardeşimin, her bir mü’minin. Zerrece de olsa, kalbinde muhabbetini taşıyan her dostun.

Yeniden doğmak ve hayata yeniden başlamak için buradayım.

Dünyada her şey biter. Sana olan hasret bitmez yâ Rasulallah (asm)…
Mıknatısın demiri çektiği gibi, kalplerimizi kendine doğru çekiyorsun. Rabbimizin katında özel bir yerin olmasaydı senin, hiç şüphesiz hissedemezdik bunları, yaşayamazdık. Kalbimiz ve dilimiz yanılmıyor, doğru söylüyor yâ Rasulallah (asm).

Sende bize ait bir şey olmasaydı, bunca insan akın akın akar mıydı Ravzana, o cennetmisâl bahçene? Dünyada ve kâinatta ne varsa, senin misafir olduğun mübarek yere kıyasla zerre bile değil. Ruh ne ise beden için, sen de öylesin bizim için. Hayatımıza hayat katan, senin hayatındır.

Yâ Rasulallah (asm), sana hasretin zevki de başkadır. Bitmeyen hasretimiz sadece sanadır.
Sen oradayken, bu dünyada bırakılmayacak ne var ki?
Rabbim, bağışla bizleri. Habibin (asm) hürmetine bağışla. Kapındaki dilenciye bir mülk bağışla. Bağışla da yükümden kurtulayım Yâ Rabbi…

Kalem tükendi, dil sustu, kelimeler bitti. Sana ulaşacak duâlar ve dilekler bitmedi.
İzninle çekiliyorum huzurundan, hasretinle yana yana ayrılıyorum. ‘Hadi’ diyorlar burada pek fazla tutmuyorlar. Ya hasretimizi hiç bilmiyorlar, ya da öylesine bir yolcu zannediyorlar… Biz gitmeye gelmedik. Yanında kalmaya, ebediyen beraber olmaya geldik.

Damlaların denize hasreti biter mi?
Bitmez yâ Rasulallah (asm)!
Bu hasret biterse, her şey biter.
Sana hasret bitmez yâ Rasulallah (asm)…
Es-salâtü ve’s-selâmü aleyke yâ Habiballah…

“Risâlet-i Muhammediye (asm), şuur-u kâinatın şuurudur ve nurudur. Ve vahy-i Kur’ân dahi, hayattar hakâikının şehâdetiyle, hayat-ı kâinatın ruhudur ve şuur-u kâinatın aklıdır.

Evet, evet, evet! Eğer kâinattan risâlet-i Muhammediyenin (asm) nuru çıksa, gitse, kâinat vefât edecek.” (Sözler, 103)

Yazar Hakkında: Selim GÜNDÜZALP

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*