Felix’in ‘büyük adımı’

“Dünyanın tepesindeyken kibrinizden eser kalmıyor, çok daha alçakgönüllü oluyorsunuz. Ne kıracağınız rekorları ne de elde edilecek bilimsel verileri düşünüyorsunuz. Tek isteğim, sağ salim dünyaya geri dönebilmekti.” “Bazen ne kadar küçük olduğumuzu görmek için gerçekten çok yükseklere çıkmamız gerekiyor.”

Bu sözler, geçtiğimiz Pazar günü özel bir kapsülle yerden 39 bin metre yükselerek, dünyanın stratosfer tabakasından kendisini aşağıya bırakan Avusturyalı Felix Baumgartner’a ait.

Evet, Felix, insanoğlunun çılgın ve maceraperest yönünün ona neler yaptırabileceğinin ilginç bir örneği olarak tarihe geçti.

Elbette, Rabbimizin biz kullarına ‘özel bir misafirhane’ olarak yarattığı Dünya’yı çok yükseklerden seyretmek ve dahası özel bir teknoloji sayesinde kendini o yükseklikten aşağıya bırakabilmek ap ayrı bir heyecan olsa gerek. Ve Felix, bu heyecanı yaşadı.

Ben, onun gerek uzaya doğru yükselirken, gerek 39 bin metrelik irtifâda iken, gerekse de aşağıya inerken hissettiği ve telsizin ucundakilerle paylaştığı onlarca sözünden sadece dikkatimi çeken ve ‘ibret dersi’ almama vesile olan sözlerini paylaşmak istedim sizlerle.

Onun ‘dünyanın tepesindeyken insanın kibrinden eser kalmaması’ ve ‘çok daha alçakgönüllü olması’ yönündeki ifadeleri, Dünya’yı ve bütün kâinatı eşsiz bir mükemmellikte yaratan Kudretli Sanatkâr karşısında hürmetle eğilmenin bir ifadesi değilse nedir?

Evet Felix, bu sözleriyle, Yaratıcı Kudret’in azameti karşısındaki hakaretimizi, küçüklüğümüzü bir kez daha ortaya koymuş oldu aslında.

Felix, Rabbimizin sonsuz kudretini temâşâ karşısında insanın ruhunda fıtrî olarak uyanan hayret duygularını teskin etmek adına kendince daha ne tür sözler sarfetti bilemiyorum, ama Yaratan’a iman eden kullara ancak “Allahuekber!” demek düşer.

Üzerinden jet uçakları uçtuğu zaman “Nev’imle iftihar ediyorum” demekten kendini alamayan Üstad Bediüzzaman da, eğer şimdi hayatta olsaydı, Felix’in yaşadığı bu macera karşında yine aynı duygular içerisinde “Sübhanallah, Allahuekber…” gibi bakıyât-ı salihat ifadeleriyle ruhunda uyanan hayret hislerini teskin edecekti muhtemelen. Nitekim o “Hayret ve dehşet ve heybet-i Rubûbiyet ‘Allahü ekber’ ile teskin edilebilir” diyordu.

“Bazen ne kadar küçük olduğumuzu görmek için gerçekten çok yükseklere çıkmamız gerekiyor” diyen Felix, bu sözlerinde haksız da sayılmaz. Zira—Felix’i tenzih ederek söylersek—çoğu zaman gaflet yüzünden “Küçük dağları ben yarattım” kibrine ve haddini bilmezliğine düşen insan için böylesi tecrübeler gerekebiliyor gerçekten.

Ama elbette insan bunu beklememeli. Yani, ne kadar küçük olduğunu anlamak adına ille de yükseklere çıkmak şart olmasa gerek. Hem artık teknoloji de gelişti; bilim, mikro ve makro âlemdeki akıllara durgunluk veren olayları gözlerimiz önüne serebiliyor. Bizzat uzaya çıkmasak veya atom altı âlemlerde bir gezintiye çıkmamız mümkün olmasa da, bunları adeta yaşarmış gibi görebilmekteyiz artık.

Bunlar da olmasa, Yaratıcımızın bizlere Kendisini tefekkür etmemiz için verdiği ‘fikir’ ve ‘hayal’ gücümüzle Sanatkâr’ımızın kudret ve azâmetini her zaman temâşâ edebilir ve fıtrî bir kulluk olarak hayret ve haşyet duygularımızı “Sübhanallah, Allahuekber…” kelimeleriyle teskin edebiliriz.
Tıpkı, hayalini “bütün kâinatı temâşâ edecek, biri en uzak şeyleri, diğeri en küçük zerreleri gösterecek iki dürbün yapıp”, zerrelerden kürelere kadar herşeyi temâşâ edebilen Bediüzzaman gibi.

Tıpkı, yerden yıldızları temaşâ ederken, lisan-ı hâl ve kaliyle: “Ey Rabbimiz! Bunları boşuna yaratmadın, Sübhaneke (Seni her türlü noksanlıktan tenzih ederiz)..” âyetini okuyan Hz. Peygamber (asm) gibi.

Ve işte bu tefekkür hakkıyla gerçekleştiğinde de, Felix Baumgartner ve Neil Armstrong gibi tarihe geçen insanların ‘insanlık adına attıkları o büyük adımların’, aslında Kâinat Hâlıkı tarafından Mi’rac Sahibi’ne (asm) yaptırılan ve değil dünyayı, kâinatı geride bıraktıran “o büyük seyahat”, “o büyük Nebevî adım” karşısında ne kadar küçük kaldığı, çok ama çok daha iyi anlaşılacaktır.

Yazar Hakkında: İsmail Tezer

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*