Çocuk bir tohumdur; anne kalbinde büyür

Önce ümit, sonra ümit…
Ama hep ümit, hep ümit…
Şimdi daha da muhtacız ümide,
Ve onu besleyen sevgiye, samimiyete…
Şefkate…
Ve dahi o sonsuz rahmete…
***
Rabbim, evlerimizi susuz,
Yuvalarımızı çocuksuz bırakma…
Aç kalsak, uykusuz olsak da olur…
Ama ne olur bizi gözbebeklerimizden ayırma…
Ve o masum ve şen seslerden…
Bizi uzak bırakma Allah’ım…
Ne olur…
Anaların duâsı hürmetine Rabbim ne olur…
***
Açılmadı bu sabahta belki nice bin kapı…
Belki de milyon kapı…
***
Gözleri yollarda annelerin, babaların…
Çocukları, torunları daha dönmedi oyundan,
Dönmedi daha okuldan onların…
Belki de hiç dönmeyecekler…
***
Analar, babalar hep böyle bekler…
Bekleyecekler de…
Suriye’de, Mısır’da, Türkiye’de,
Analar hep aynı, her yerde…
***
Analık, babalık duygusu değişmiyor,
Hiçbir devirde, hiçbir yerde…
Rahmanın sonsuz rahmetidir bu…
O mahzun gönüllerde tecelli eden…
***
Unutulmasın diye hatıralar,
Hem de en ince ayrıntısına kadar
Nakşedilmiştir yüreklerine…
Bir şiir gibi…
***
Yıl değil, asır geçse unutmaz onlar…
Yağmur çeken bir ormandır analar, babalar…
Biz nereden bileceğiz ki bunu…
Daha ana baba olmadıysak…
***
Bir gün yaprakları sararmış,
Sayfaları eskimiş
Kur’ânlar kalacak onlardan geriye…
***
Şaşıracağız bir gün o sayfaları çevirdikçe…
Küçük notlar göreceğiz içlerinde…
Ve bir damla gözyaşıyla dağılmış mürekkep lekeleri…
Kiminin doğum, kiminin ölüm tarihleri…
***
O zamanlar, sayılı nefeslerden ibaretti dünya,
Daha üç günlüktü şu dünya…
Bu kadar uzamamıştı hayat.
Ha şimdi, ha az sonra bitti bitecek gibiydi…
Herkes kendini misafir bilirdi…
***
Onca sevinci, onca acıyı nasıl da yaşamışlar,
Sessizce ve mü’mince…
Yüreklerine yazdıkları yetmezmiş gibi…
Bir de not düşmüşler tarihe…
Şahidiyim bunun, en yakınımdan bilirim…
***
İşte size eski bir takvimden unutulmaz bir yaprak:
“Canım (……) bu gün vefat etti.”
***
Yüreğimiz o zaman ‘cız’ edecek…
Neler çekmiş o hisli yürekler neler…
O zaman anlayacağız,
Belki de, bir derece hissedeceğiz…
***
Melekler şahittir neler yaşadıklarına…
Eşya şahit, yorgun eller, yorgun ayaklar şahit…
Şimdi de gün, güneş şahit…
***
Kulakları hep ayak seslerinde,
Yorgun gözleri pencerelerde…
Duâda dilleri…
Bir kötü haber ulaşmasın diye…
***
Bulutlar yükünü en evvel anaların, babaların kalplerine indirir…
Ne olursa hep Allah’ın emriyledir…
Kadere rıza, takdire tevekkül onlar için bir hazinedir…
Beklediler hep bekleyecekler de…
***
Allah’ım ne olur…
Dört bir yanımızı saran o şen seslerden…
Bahçelerimizi çiçeksiz ve meyvesiz,
Yarınlarımızı ümitsiz ve neşesiz bırakma…
***
Erkek annesi işinden, kız babası sesinden bellidir…
Onların duâlarını cevapsız bırakma…
***
Balkonundaki çiçeğe su veren elleri,
O mis kokulu, duâ kokulu elleri,
Çiçek elleri ne olur cevapsız bırakma…
Çocuklar, kalplerinde büyür annelerin ve babaların…
***
Selâm ile şenlenir insanın içi…
İçi ki, bir denizdir annelerin…
Yüzme bilmeyen boğulur orada…
Kaybolur orada…
Everest Tepesi, Gulam Çukuru ne ki?
Şahikalar ve uçurumlar onların içinde…
Yaşadıkları bu her an bir med-cezir…
***
Narin ellerini uzatır bir anne…
Kısık sesiyle, inler gibi…
Duâ için evlâtlarına… Yeryüzünün bütün evlâtlarına…
O eller ki, yürekler kadar temiz…
***
O yürekler ki, engin bir deniz misali dupduru ve berrak…
Rabbim, her ismi güzel olan Allah’ım…
Minnacık kalplerimize, rahmetinle binler âlemler gizleyen Rabbim…
Rahmaniyetinden azamî istifade edenlerden eyle…
***
Bu mübarek validelerin duâları hürmetine,
Bizim de duâlarımızı kabul eyle…
Şu dünyada, hiçbir anneyi ve hiçbir babayı;
Gözü yaşlı, kalbi mahzun ve yalnız bırakma…
O masum yavrularımızın seslerinden,
O neşeli ve şen seslerden,
Hiçbirimizin evini ve bahçesini mahrum bırakma Allah’ım…
***
Dalda öten bülbülümüzdür,
Gözümüz gibi baktığımız
Saksıdaki en nadide çiçeğimizdir onlar…
Duâmızla onları hıfz ve himayetin altına al Ya Rabbi…
Ne olur Allah’ım ne olur…
Âmin, Ya Muin…
Ya Müstean, Ya Hafiz…
Âmin, Ya Rahman…

Kıssadan hisse

Bir salkım üzüm
Hasat zamanıydı.
Çiftçi bir ailenin bütün fertleri büyük bir tarladaki buğday demetlerini arabalara yüklüyorlardı.
Aile fertleri, aralarında güzel bir iş bölümü yapmışlardı.
Herkesin işi başka başkaydı.

Evin annesi, orakçıların hendek kıyısında biçemedikleri başakları toplarken, küçük bir ağacın dalları arasında bir salkım üzüm gördü.

“Oh, bu kavurucu sıcakta bu bir salkım üzüm ne iyi gider” diyerek, salkımı kopardı. Tam yemek üzereydi ki, gözü az ilerisinde, demetleri arabaya yükleyen kocasına takıldı.

“Onun bu üzümlere benden daha fazla ihtiyacı var.

Sabahtan beri en çok o çalışıyor” diyerek üzüm salkımını kocasına götürüp verdi.

Adam, bu beklenmedik ikrama çok sevindi. Tam üzümleri iştahla yemek üzereydi ki, buğdayları tırmıklayan küçük kızını gördü ve:

“Küçük kızım ne kadar da zayıfmış” dedi. “Bu üzümleri götürüp ona vereyim.”

Küçük kız, babasının ikram ettiği üzümleri sevinçle aldı, ama tam yemek üzereydi ki, o da, başakların deste deste yüklendiği arabanın üzerindeki ağabeyini gördü.

“Zavallı ağabeyim, güneşin altında saatlerdir çalışıyor. Dili damağı kurumuş, birbirine yapışmıştır. En iyisi, bu üzümleri götürüp ona vereyim” dedi.

Delikanlı, küçük kardeşinin kendisine uzattığı üzüm salkımını neşe ile aldı. Tam yiyecekti ki, o da, hendek kenarında iki büklüm çalışan annesini gördü.

“Anneciğim ne kadar da yorulmuş. Ben iyisi mi bu salkım üzümü ona vereyim o yesin” dedi ve üzümü annesine götürdü.

Evin annesi, üzüm salkımının dönüp dolaşıp kendisine geri geldiğini görünce, olanları hissetti ve kendisine böyle sevgi dolu yüreğe sahip şefkatli aile bahşettiği için Allah’a şükretti. Ve bütün ailelerin kendileri gibi mutlu olmaları temennisinde bulundu.

(S. Gündüzalp, Sevgi öyküleri 2, s. 43, Zafer Yay)
***
“Evet, Rahmâniyet, zevilhayattan rahmete mazhar olanların sayısınca nimetleri tazammun etmiştir. Çünkü bilhassa insan, her bir zîhayatla alâkadardır. Bu itibarla insan her zîhayatın saadetiyle saidleşir ve elemleriyle müteessir olur. Öyleyse, herhangi bir fertte bulunan bir nimet, arkadaşlarına da bir nimettir.

Ve kezâ, validelerin şefkatleriyle nimetlenen çocukların sayısınca nimetleri tazammun edip ona göre hamdlere, senâlara kesb-i istihkak edenlerden birisi de rahîmiyettir. Evet, annesiz aç bir çocuğun ağlamasından müteessir ve acıyan bir vicdan sahibi, elbette validelerin çocuklarına olan şefkatlerinden zevk alır, memnun ve mahzuz olur. İşte, bu gibi zevkler birer nimettir, hamd ve şükürler ister.

Ve kezâ, kâinatta mündemiç hikmetlerin bütün envâ ve efradı adedince hamd ve şükürleri iktiza edenlerden birisi de hakîmiyettir. Zira insanın nefsi, Rahmâniyetin cilveleriyle, kalbi de Rahîmiyetin tecelliyatıyla nimetlendikleri gibi, insanın aklı da hakîmiyetin letaifiyle zevk alır, telezzüz eder.” (Bediüzzaman, Şuâlar, 653-654)
***
Es-salâtü ve’s-selâmü aleyke yâ Rasûlallah…

Yazar Hakkında: Selim GÜNDÜZALP

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*