İhtilaf-ı efkârı bitirme zamanı

“Şimdiye kadar istibdat ihtilaf-ı efkârımızdan istifade etti” (Makalat) diyen Bediüzzaman Said Nursî, aramızdaki ihtilafların hürriyet ve demokrasiye değil, ancak istibdada fayda sağlayacağını söylemektedir.

Birbirine karşı muhabbet üzerine hareket edemeyen bir toplum, kendi kendini tüketecektir. Bu durumdan istifade için bekleyen istibdat ise, şiddet içerisinde, karışık bir toplumun hak ve hürriyetlerle değil, ancak baskı ve kısıtlamalarla kontrol edilebileceğini telkin edecektir. Onun için toplumumuz arasındaki manasız ihtilaflar ortadan kaldırılmalı, özellikle demokrasi ve hürriyet taraftarı olduğunu söyleyen idareciler bu ihtilafları telkin edici olmamalıdır. “Atalet bataklığından neş’et ve istibdat sümumuyla (zehir) teneffüs eden zulüm tazyikiyle ezilen efkâra” (Makalat) lâzım olan şey ihtilaflar değil, dinimizin emri olan ittifak ve ittihattır.

“İttihad-i milli ile efkâr-ı umumiyelerini izhar etmek ve maarif ile o efkârı terakkî ettirmektir” (Makalat) diyen Said Nursî, cehaletle ittifak olmayacağını belirtmekte, onun için maarifi, ihtilaflarımızı yok edici bir yapıya ve konuma getirmek gerektiğine işaret etmektedir. Şu an ki eğitim sistemimizin ideolojik yapısı, ihtilaflarımızı gidermek yerine, ihtilaf üreten bir yapıda görünmektedir. “Bu gibi laubaliler meşrutiyete hizmet değil, bilakis meşrutiyete ve millete büyük bir darbe vurarak, tarik-i terakkiyi sette sebep oluyorlar” (Makalat) diyen Bediüzzaman, maarifi hem din ilimleri hem de fen ilimleriyle desteklemek gerektiğine değinmektedir. Bu tarz bir maariften çekinenleri Bediüzzaman ”laubaliler” olarak değerlendirmektedir. Maarifte din ilimleriyle fen ilimlerini birleştirmek, eğitimin tüm kademelerine yansıyan bir durum olmalıdır. “Devlet-i ilmiyede meşrutiyet-i ilmiye tesis etmektir” (Makalat) diyen Said Nursî, ihtilaflarımızı giderecek olan demokratik eğitime işaret etmektedir.

“Umum ulema ve vaizleri ittihat ve saadet-i millete ve icraat-ı hükümeti meşruta-i meşruaya hadim eden” (Makalat) diyen Bediüzzaman, bu hususları sağlayacak olan demokrasinin, ulema ve vaizler de dâhil olmak üzere herkesi milletin saadeti noktasında birleştireceğine değinmektedir. “Onlar bir görüş sahibiyse biz de bir görüş sahibiyiz naar-i merdanesiyle (mertçe atılan naraa) teşmir-i sak (işe girişme) ederek, zincir-i ataleti kırmak ve perde-i sefaleti yırtmakla meydan-ı terakkiye atılacaktır” (Makalat) diyen Said Nursî, herkesin üzerine düşen vazifeyi yapmasıyla birlikte, atalet zincirlerinin kırılacağına ve sefalet perdelerinin yırtılacağına değinmekte ve ”neme lâzımcılıktan” kurtulmaya davet etmektedir.

“Hâşâ ve kellâ! Tefrika ika edenlerden değilim” diyen Bediüzzaman, husumet edenlere muhalif olduğumuzu hatırlatmakta, hiss-i taraftarî, rekabeti ve münakaşayı uyandıracak bir cemiyet olmadığımızı belirtmektedir. “İstibdat her unsurda merkezden iftirak meylini ektiğinden” diyen Bediüzzaman, tefrikayı oluşturan hallerden en çok istibdadın memnun kalacağını söylemektedir. Her türlü unsuru menfî manada etkileyen istibdada fırsat vermemek için, haklı hürriyetten herkesi hakkıyla istifade ettirmek gerektir.

“Sakin ve sabit olan uhuvvet ve muhabbet-i diniyeyi ihtizaza (harekete)” getirmek gerektiğini söyleyen Said Nursî, kendiliğinden canlanması ve faal olması mümkün olmayan bu duyguları hareketlendirmek için bir gayret gösterilmesi gerektiğine dikkat çekmektedir.

“Nasıl ki az bir ihmal ile, tavaif-i mülûk temelleri atıldı ve on üç asır evvel İslamiyet’in darbesiyle ölen asabiyet-i cahiliye ve kavmiyeyi ihyaya başlamasıyla, fitneyi ikaza başladı” (Makalat) diyen Bediüzzaman, ikazlarla uyandırılan bu fitnelerin durdurulmasının ancak İslâmiyet milletinin esas alındığı, hâkimiyetin millette olduğu meşrutiyetle yani bugünkü mânâsıyla demokrasiyle mümkün olacağını söylemektedir.

Yazar Hakkında: Hasan Koç

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*