Hayatının değişmesini isteyen insan…

hayatiminBu gün, evet bu gün…
Bir söz duymalıyım ki; o söz çarpmalı beni…
Dalgaların sahile vurduğu gibi…
Can evimden vurmalı o söz beni…
Alıp götürmeli hiç görmediğim yerlere…
Yeni güneşlerle tanıştırmalı beni…
Yeni çiçeklerle…
Yeni yıldızlarla…
Yeni dostlarla…
Su gibi içmeliyim hayatı, su gibi…
Su gibi geçmeliyim engellerin altından ve üstünden…
Kaynağa doğru akmalıyım…
O billur kaynağa…
Benim için özel bir gün olmalı bugün…
O güne yeniden doğmalıyım bugün.

“Her yeni gün, sana, hem herkese bir yeni âlemin kapısıdır.”
– Bediüzzaman Said Nursî

Açılan bir kapıdan yürümeliyim bugün.
Hayra, güzelliğe doğru…
Kalbimi güçlendirmeliyim.
Allah’ın bize sunduğu güzellikleri, iyilikleri tadabilmeye,
Her an onları yeniden karşılayabilmeye hazır bir kalbim olsun istiyorum bugün…
Dünyada ve ahirette âfiyet diliyorum Rabbimden.
Önümde duruyor
Sanki açılacakmış gibi bir sayfa, açılacakmış gibi bir kapı…
Al götür beni ey kalbim, al götür o güzel günlere doğru…
Hayra doğru atılacak bir adım, yepyeni bir hayatın başlangıcı olabilir.

“Hayır, arzuladığınız neticenin gerçekleşmesi değildir. Doğruyu yaptığınız zaman ortaya çıkan her netice ‘hayır’dır.”
– İmam-ı Rabbanî

Söz az ve öz olmalı bugün…
Kabuğu kırılmış cevizin içi gibi…
İndirimli satışlara takılmadan,
Vitrinlere bakıp oyalanmadan geçmeliyim bugün.
Bir zerresini ziyan etmeden ömrün,
Elimdekine kanaat etmeyi öğrenmeliyim bugün.
Biliyorum; şükür, azı çoğaltır.
Mutluluk için çok fazla şey arayan, elindekini de unutur.
Onun da kıymetini bilemez.
Kadir kıymet bildiğim bir gün olmalı bugün.
Hayatıma yepyeni bir güneş doğmalı bugün.

“Sizden bir kimse, güvenliğinden emin, sağlığı yerinde, günlük azığı yanında sabahlarsa, sanki bütün dünya ona verilmiş gibidir.”
– Hz. Peygamber (asm)

Bir yanda nefis, bir yanda şeytan…
Bir yanda kalp, bir yanda vicdan…
Olmaz efendim, olmaz!..
İki cambaz, bir ipte oynamaz…
Neden?
Sonunda ip kopar da ondan…
Bir söz duymalıyım bugün, bir söz,
Yaralarıma devâ, yorgun kalbime şifâ olmalı.

“Hastaydım, iyileştim. Hastalığım ‘ben’ idi. Devâsı, ‘O’ yani ‘Allah’ oldu.”
– İmam Abdülgani el-Nablusî

Bir söz duymalıyım ki, çarpmalı beni…
Dalgaların sahile vurduğu gibi,
Can evimden vurmalı o söz beni…
Alıp taşımalı beni
Vakti geçmeyen ve hiç eskimeyen sözlerin arasına…
Yeni sözlerin ortasına koyup gitmeli beni…
Orada bulmalıyım kendimi…

“Yalnız, dünyevî vazifelerle uğraşmak ise, fıtraten hoşlandığım ve hakaikine meclûb olduğum nurlu Sözler’le iştigalime kısmen mâni oluyor. İşte buna müteessifim; fakat elimden birşey gelmiyor. Her geçen gün dünyanın fenâ ve fâni yüzünü daha ziyade üryanlığıyla göstermekte ve bu hayatta bâki ve sermedî hayat için birşey kazanılmadan geçen vakitlere teessür hâsıl ettirmektedir. Sureten ayrıldığımıza o kadar müteessir değilim. Bilhassa sevgili Üstadın son dersi, bu fâni dünyanın en zevkli halinden pek çok yukarı derecede bir bâki hayat olduğunu kat’iyetle müjde etmektedir.”

– Hulûsi Yahyagil,
Barla Lâhikası, 25.

Nice insanlar gördü bu dünya…
Hepsi yediler içtiler…
Sevdiler, sevildiler…
Güldüler, eğlendiler…
Sonra…
Takılıp peşine ruhuna yabancı birinin…
Gül gibi ömürlerini tez soldurup bitirdiler…
Sayılı nefeslerini tüketip gittiler…
Bilemediler şu mübarek vaktin kıymetini,
Bilemediler…

“Allah-ü Teâlâ, her şeyi kıymetli yaratmıştır, ama bir şeyi en kıymetli yaratmıştır. O da vakittir. Vakit zayi olursa tekrar elde edilmesi mümkün değildir. Bunun için en kıymetli şey vakittir.”
– Cüneyd-i Bağdâdî (ks)

Bu gün, evet bu gün…
Bir söz duymalıyım ki; o söz çarpmalı beni…
Dalgaların sahile vurduğu gibi…
Can evimden vurmalı o söz beni…
Alıp götürmeli hiç görmediğim yerlere…
Yeni güneşlerle tanıştırmalı beni…
Nimetler içinde yüzdüğümü görmeliyim.
Ve bu nimetleri önüme kimin serdiğini düşünmeliyim.
Korkmalıyım kaçıp gitmesinden,
Korkmalıyım rızkımla aramdaki mesafenin açılmasından…

“Herkesin rızkıyla arasında bir perde vardır. Tutumlu olursa rızkı bereketlenir. Savurgan olursa perdeyi yırtar; rızkı bereketsiz olur.”
– Hz. Ömer (ra)

İyiliği güzelliği aramaya tez elden başlamalıyım bugün.
Geç kalmadan…
Son gün gibi bir gün yaşadığımı bilmeliyim bugün.
Nasıl yaratmış beni Yaratan?
Durup düşünmeliyim bugün.
Nasıl sığmış içime dışımdaki bunca güzellik
Durup düşünmeliyim bugün.

İnsana sığabilene kâinat derim. Kâinata sığamayana insan derim.
– Muhammed İkbal

Bir damla sudan Yaratan yaratmış.
Gözümü açmış, dilimi takmış…
Kulaklarımı açmış
Sözlerin en güzeline müşteri olayım diye…
Bir avuç toprak olmak için değilim dünyada,
Ayağım yerde, gözüm ötelerde…
Beni var edenin neden var ettiğini, neden yarattığını öğrenmeliyim bugün.
Hayatıma yepyeni bir sayfa açmalıyım bugün.
Hayatımın değişmesini istiyorsam eğer…

“Allah, insana iki kulak, iki göz verdi. Biriyle bu dünyaya bakarsa, diğeriyle de ahirete bakmalıdır. Uzanıp elde etmek için iki el verdi. Birini bu dünya için kullanırsan, diğerini de ahiret için kullan. Yürümek için iki ayak verdi. Biriyle bu tarafa adım atarsan, diğeriyle her ne kadar zahmetli olsa da öbür tarafa adım at. Her iki dünyayı da Allah yarattı. Birini bulunca koş, diğerini de ara. Allah her şeye kadirdir.”

– Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig

Haydi uğurlar ola
Yolun açık ola
Önünde yepyeni sayfalar açılsın…
Sen bu cihana sığmazsın.
Dünya yollarında kaybolmadan
Ebediyete kanat açmalısın
Haydi uğurlar olsun…
Yolun açık olsun…
Ey hayatının değişmesini isteyen insan…

Es-salâtü ve’s-selâmü aleyke yâ Rasûlallah…

BİR NÜKTE

Hz. Mevlânâ, çarpıcı bir anlatımla arkadaşın insan üzerindeki etkisine şöyle dikkat çeker:

İnsanda an olur, kurtluk zuhur eder; an olur, ay gibi güzel yüzlü Yusuf zuhur eder. Hatta insandan öküz ve eşek bile bilgi edinir, akıllanır. Hüner sahibi olur. Serkeş at, rahvan bir hale gelir, alışır. Ayı oynar, keçi de selâm verir. Köpeğe insanın huyu geçer. Nihayet çoban olur, av avlar yahut sürüyü korur. Ashab-ı Kehf’in köpeğine öyle bir huy sirayet etti ki, sonunda Allah’ı aramaya koyuldu.

BİR ŞİİR

Çocuk burcundan
İp çocuğun elinde, balon ipin ucunda
Hanidir gökyüzünü bu çocuk dolduruyor
Kim bilir bir gün belki kar olup yağar da,
Diye toprak sabırla hep bekleyip duruyor
– Erdem Beyazıt, Gelecek Zaman Risalesi, s. 30

BİR ÖYKÜ

Balın tehlikesi

Bir bakkalın rafındaki bal kavanozu devrilip yere düştü. İçindeki bal yere aktı. Bakkal ise bu halin farkında değildi. Bunu gören sinekler, sevinç içinde bala hücum ettiler. İştahla yemeye başladılar. Fakat kısa zaman sonra fark ettiler ki; ayakları ve kanatları bala bulaşmış, uçamıyorlar…

Az önce çılgınlar gibi sevinen sinekler, şimdi ağlıyorlardı. İçlerinden birisi şöyle diyordu:

“Ah, biz ne yaptık? Nasıl bir düşüncesizlik ettik! Balın zevkini, lezzetini gördük, ama onun tehlikesini görmedik.”

– Selçuk Yıldırım

HAZIR CEVAP

İki arkadaş konuşuyordu. Biri:

“Canım çok sıkılıyor” dedi, “Ne tavsiye edersin?”

“Eden etmiş.” dedi diğeri ve şu ifadelere dikkatini çekti:

“… boş vaktimizi sıkıntılı hülyalar yerinde Kur’ân’dan bildiğimiz sûreleri okumak ve mânâlarını bildiren arkadaşlardan öğrenmek ve kazaya kalmış farz namazlarımızı kaza etmek ve birbirinin güzel huylarından istifade edip…”
   (Bediüzzaman, Şuâlar, s. 183)

Yazar Hakkında: Selim GÜNDÜZALP

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*