Hürriyetçi olmak

İnsanlık tarihinde hürriyet mücadelesi veren çok insanlar vardır. Hürriyetin kıymetini herkesten daha iyi anlamış insanlar… “Hürriyetsiz yaşayamam” diyen insanlar… İşte Bediüzzaman Said Nursî…

Hürriyete Hitap, Bediüzzaman’ın bir hürriyet şaheseridir. Şimdi “Hürriyete Hitap” adlı nutkuna bakalım neler söylüyor hürriyet adına:

1- “Ey hürriyet-i şer’i! Öyle müthiş ve fakat güzel ve müjdeli bir sadâ ile çağırıyorsun, benim gibi bir şarklıyı tabakat-ı gaflet altında yatmışken uyandırıyorsun. Sen olmasaydın, ben ve umum millet, zindan-ı esarette kalacaktık.” Her türlü istibdat, gaflet tabakalarını kalınlaştırıyor üzerimizde. İstibdat sertleştikçe, daha çok gaflete düşüyoruz. Düşünmekten, konuşmaktan, doğruyu araştırmaktan gaflete düşüyoruz. Zindan-ı esaretten bizi kurtaran hürriyeti, belki konuşmaktan bile çekiniyoruz. Hürriyetin çağrısına kulak kapamamak gerektiğini bu hakikatten anlıyoruz. Hürriyetin çağrısına karşı duyarsız kalamayacağımızı bu hakikatlerden anlıyoruz.

2. “Eğer aynü’l-hayat şeriatı menba-ı hayat yapsan ve o cennette neşvünema bulsan, bu millet-i mazlûmenin de eski zamana nispeten bin derece terakkî edeceğini müjde veriyorum. Eğer hakkıyla seni rehber etse, ağraz-ı şahsî ve fikr-i intikam ile sizi lekedar etmezse…” Talep edilmeyen ve rehber edilmeyen bir hürriyet fayda vermeyecektir. İslâmiyet’ten hayat alan bir hürriyet, terakkiyi sağlayacaktır. Fikrî, ilmî, maddî ve manevî terakkiyi… Fakat hürriyeti ağraz ve intikam duygularıyla bozmamak şartıyla…

3. “Sahabe-i Kiramın o zamanda, âlemde vahşet ve cebr-i istibdat hükümferma olduğu halde, hürriyet ve adalet ve müsavatları bu müddeâya bir bürhan-ı bahirdir.” Vahşetin, istibdat kuvvetinin hükümferma olduğu zamanlarda, sahabelerin; hürriyette, adalette, müsavattaki duruş ve tavırları, en büyük hürriyet örneğidir. Bizim de yapmamız gereken başta Peygamber Efendimiz (asm) olmak üzere sahabelerin hürriyet dersine uymaktır. En şiddetli istibdat ve vahşet dönemlerinde hürriyet ve adalet ve müsavattan ayrılmamak gerektir.

4. “Zaman-ı sabıkta revâbıt-ı içtima ve levazım-ı taayyüş ve fevaid-i medeniyet o kadar tekessür ve teşaub etmediğinden, bazı kalil adamların fikri, devletin idaresine yarı kâfi gibi idi. Amma bu zamanda revabıt-ı içtima o kadar tekessür etmiş ve levâzım-ı taayyüş o derece taaddüt etmiş ve semerat-ı medeniyet o kadar tefennün etmiş ki, ancak yalnız kalb-i millet hükmünde olan meclis-i meb’usan ve fikr-i ümmet makamında olan meşveret-i şer’î ve seyf ve kuvvet-i medeniyet menzilinde bulunan hürriyet-i efkâr o devleti taşıyabilir ve idare ve terbiye edebilir.” Tek lider, tek şahıs idaresinin artık mümkün olmadığı belirtilmekte, devleti demokrasi üzerinde taşımanın ve idare etmenin bu zamanda ancak meclis-i meb’usan, meşveret-i şer’i ve hürriyet-i efkâr ile olacağı ifade edilmektedir. Bu üç şartın olmaması o devlet idaresinin sürekli sıkıntıya girmesi anlamına gelmektedir. Bu üç şart yerine getirilmeli ki, tâbiri caizse saat gibi işleyen bir devlet idaresi ortaya çıksın.

Yazar Hakkında: Hasan Koç

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*