Özgür değilim

“İnsan, yaşıyorken özgürdür” demiş şair. Bu dizeleri hangi ruh haliyle yazdığını bilemem; ancak “Her insan biraz ölüdür. Ben de biraz ölüyüm” türünden ifadelere cevap olarak söylediğini tahmin etmek zor olmasa gerek.

Acaba şair ölümden korktuğu için mi, yoksa ölümü de bu yaşanmışlığın içine kattığından mı yaşamayı özgürlükle eşdeğer tuttu? Bunu da bilmek güç. Ancak şu da bir gerçek ki; özgürlük hepimizin ortak aşkı… Çok mu abarttım, dersiniz.

O zaman Bediüzzaman’a kulak verelim:

“Ekmeksiz yaşarım ama hürriyetsiz yaşayamam”

Yıllarca bu en çok sevdiğiyle imtihan olmuşsa, bu kadar çok sevmenin imtihanı mecbur kıldığını düşünmeden geçemiyorum.

Oturduğum yerden az önce sorulan soruya verilen cevapları dinliyorum.

“Özgürlük nedir?” diyor kadife sesli bayan.

“Sahi özgürlük nedir?” diye soruyorum kendime.

Verdiğim cevaplar seminer salonundaki diğerleriyle aynı. Ancak kabul görmüyor hiçbir cevap.

“Özgürlük: Vazgeçebilme potansiyelidir.

Vazgeçebil, ama vazgeçme.

Ne kadar vazgeçebiliyorsan, o kadar özgürsün.”

Salondaki kişiler adedince hayatların havada uçuştuğunu fark ediyorum. Hiçbirimiz “Ben her şeyi bırakıp gidebilirim” diyemiyor. Zira gözlerimizi arkada bıraktıracak, her güne ah ettirecek değerlerimiz ve sevdiklerimiz var. Oysa kadife sesli kadın başka bir şeyden bahsediyor.
“Oturduğunuz evden şimdi çıkın deseler, hiç arkanıza bakmadan çıkabilir misiniz? Hayır! Neden? Çünkü daha borcu bitmedi. Sabah uyandığınızda kapınızın önündeki arabanız paramparça olsa ya da çalınsa, çok dertlenir misiniz? Evet… Peki neden? Çünkü daha borcu bitmedi. İstediğiniz zaman bırakıp gidemediğiniz eşyalar adedince prangalarımız var. Sözün özü, bu salondaki sizler özgür değilsiniz.”

Haklıydı… Ben uzun zamandır özgür değildim. En acı olanı ise, ömrümün geri kalanında özgürlüğün vereceği huzuru arayıp duracaktım. Çünkü bugünlerde zaman prangalarımı arttırıyor. Kendimi başkalarını mutlu etmek için yaşanılan bir ömrün başında, yalnızlığımla beraber ağlarken görüyorum. Farkındayım, hiçbir şey kararında durmuyor ve bırakıp gidiyor.

Hep daha iyisine çalışan ebeveynler ise ömürlerinin sonunda, zamanında “Ben senden elbise değil, seni istemiştim” diye kapıyı çarpıp çıkan evlâtlarının yolunu beklerken, dünyada bırakılan en hayırlı şeyin para değil, hayırlı bir evlât olduğunu acı bir şekilde anlıyor.
***
Birkaç gün önce konuşup dostluğunuzla övündüğünüz, mutlulukta, sağlıkta ve hüzünde birlikte olduğunuz kişilere bakın hele… Eğer birilerinin iktidar mücadelesi yüzünden nefrete dönüşmüşse duygularınız, yolda gördüğünüzde koşar adım karşı kaldırıma geçiyorsanız, okuduğunuz onca kitap sayfalarda, okullar ise diplomalarda kalmış demektir.

Sizin adınıza çok üzgünüm.

“Ben istemediğim için, sen benimle birlikte değilsin. Ben istiyorsam, kimse birlikteliğimize karışamaz. Benim dostluklarımdaki mesafeyi, bir başkasının kavgası sınırlayamaz” diyebilmek için çok büyümek gerekiyor.

Eğer ötekileştirdikleriniz bir başkasının öteki dediğiyse, özgürlüğe dair ne kadar şey varsa, tekrar karıştırmalı. İnsana en çok hiçbir baskı altında kalmadığı kararlar yakışır. Gerisi ise su-i zan, gıybet ve iftiranın pençesine düşürür.

Aman dikkat edin… Özgürlüğünüzden oluverirsiniz maazallah…

Yazar Hakkında: Saadet Bayri

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*