Arap Birliği ve Avrupa Birliği

Geçen hafta Yeni Asya’da bir haber okudunuz. Tunus Cumhurbaşkanı Muhammed Munsif El Merzukî, Arap Birliğinin şekil değiştirmesini teklif etmiş. Arap Âlemi’nde, Avrupa Birliği ve Afrika Birliği modelinde olduğu gibi bağlayıcı bir Arap Birliği kurulması çağrısında bulunmuş.
Bir de Avrupa Parlamentosuna benzer bir Arap Parlamentosu kurulmasının lüzumundan bahsetmiş.

Ayrıca Suriye’deki ve diğer Arap ülkelerindeki iç çatışmaların önlenebilmesi için de Arap Dünyasında bir “Millî Uzlaşı Komitesi” kurulmasını istemiş.

Bu çağrılar ilk bakışta gayet yerinde ve genel olarak Türkiye’nin AB’ye üyeliğine taraftarlığı ile bilinen Yeni Asya okuyucusu için de hayli tanıdık gibi.

Ancak dikkat edilmesi gereken bazı hususlar var.

Öncelikle AB açısından bakalım:

AB bir medeniyet projesi. Vahye istinad eden ve insanlığa faydalı sosyal ve teknik ürünler üreten birinci Avrupa’nın önemli bir ürünü. Ama bu Avrupa fikrinin istinad ettiği vahyin yazılımı virüs kapmış. Vahyin yeşil renkli sahih versiyonuna ve kırmızı renkli antivirüs yazılımına ihtiyacı var.

(Bizler Türkiye’nin de bu Birliğe üye olmasını bu özelliği sebebiyle ve bu ihtiyacını gidermek amacıyla istiyoruz. Zira biliyor ve inanıyoruz ki vahyin sahih versiyonu olan Kur’ân’ın adalet anlayışına ve onun bir muhafızı olan Risalelerin adalet-i mahza prensiplerine, sadece Avrupa’nın değil, bütün dünyanın ihtiyacı var.).

AB bir milliyetçi proje değil. Aksine, “başkalarını yutmakla beslenen” ve dolayısıyla iki dünya savaşını ortaya çıkaran türden milliyetçiliğin “medeniyetleri yok edici” zararlarını gören medenilerin ortaya koyduğu yeni bir ittifak ve samimî özeleştiri projesi.

AB bir “dinî devlet” projesi de değil. AB’nin bir Hıristiyan Kulübü olduğu iddiası dedikodudan öte geçemiyor. Avrupa’da konuşlanmış bazı İslâm ülkelerinin, şartlarını tamamlayınca, hem de bizden de önce AB’ye girebilmesi düşüncesinin ciddiye alınması dahi Hıristiyan Kulübü iddialarını çürütmeye yeter.

Oysa Arap Birliği, adı üzerinde, milliyetçi bir birlik. Bu birliğin çıkış noktası da bu gün vardığı nokta da maalesef milliyetçiliği reddetmiyor.

Müslüman halkların devletlerinin kurduğu birliklerin menfi milliyetçilik yapamayacağını varsaymak isteriz. Ama bu sadece bir varsayım olur. Zira uygulama aksini gösteriyor. İslâm Dünyası, tarihi boyunca, Emevîlerden bu yana, devletçi milliyetçilik belâsıyla boğuşuyor. Ama, bilhassa Batı tipi ve devlet yıkıcı milliyetçilik, son iki yüzyılda, bâtıl Batıdan bulaşan bir hastalık.

O halde, kapsayıcı bir niteliği bulunmayan ve hatta İslâm coğrafyasını Arap olanlar ve olmayanlar diye ikiye bölen bir Arap Birliği fikri, görünüşte Arab’ın derdine çare olsa da gerçekte bölünmeyi daha da arttırmaktan başka işe yaramaz.

Bu gün İslâm dünyasında yaşanan ve aslında milliyetçiliğin bir türü olan mezhep milliyetçiliğinden beslenen iç çatışmaların çözüm yolu, bir başka milliyetçi birlik kurmak ya da var olan milliyetçi örgütleri pekiştirmek değil.

Öte yandan Arap Birliği çözümü, Türk Dünyası birliği veya Acem Birliği gibi yine problemli başka bazı birlikleri kurma düşüncelerini de besleyecek ya da tetikleyecektir.

Çare, İslâm ittihadı fikrini hayata geçirmekte. İttihad-ı İslâm olarak adlandırılan bu birlik fikri bölücü değil kuşatıcıdır. Bu birlik fikri Müslüman olan bütün unsurları birleştirir.

Daha da önemlisi İttihad-ı İslâm fikri İslâm coğrafyasında Müslümanlarla birlikte yaşayan diğer din mensuplarının da hukukunu muhafaza eder. (Aynen AB’nin dinler arasında tercih yapmamayı prensip edinmesi ve Hıristiyan olmayanları korumayı ve memnun etmeyi her geçen gün daha fazla başarması gibi.)

Hem İttihad-ı İslâm fikrinin devletler mabeyninde gerçekleşmesi, Bediüzzaman’ın “bu zamanın en mühim farz vazifesi” dediği İttihad-ı İslâm’ın ve ittihadla ibadet ve ibadette ittihat hedefinin de gerçekleşmesini sağlar.

O halde Arap veya Türk Birliği için değil, doğrudan doğruya ve münhasıran İslâm birliği için çalışılmalı.

Ama bunun için de Türkiye’nin tecrübelerini ele alan bu yazıyı ve benzeri yazıları Muhammed Munsif El Merzukî’ye ve benzeri devlet adamlarına okutturmanın bir yolu bulunmalı.

Yazar Hakkında: Prof. Dr. Ahmet Battal

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*