Aydın “İş Kadınları”!

İlçemizde iki yıldır katıldığım “…..

İş Kadınları Derneği”nde, meslekî sohbetlerin, paylaşımların yanı sıra küçük çaplı manevî sohbetlerin de yapıldığı kahvaltılı bir grubumuz vardı. Vardı diyorum zira bu hafta kendi kararımla artık katılmayacağımı bildirip dernekten ayrıldım…

Son günlerde “Timur’un Fil Hikâyesi” babında kala kala bir kaç kişinin kaldığı dernekte, Müslüman insanın ağza alamayacağı dedikodular, iftiralar, karalamalar, hakaretler havada uçuşan dolma fikirlerlerle kendi kişiliğini ve kimliğini, iradesini kendilerine göre “bir üst makam”a teslim etmiş sözde aydın hanımların, bu kadar zavallı, bu kadar doldurma akılla geldikleri nokta ve gidecekleri nokta ayan beyan göründü artık.

Ha yeni mi gördün diyecekseniz: “Yok yeni görmedim de bir ümit ne yapılabilir” arayışıyla bulundum ortamda diyeceğim..

Biz Nur Talebesi olma yolundayız… Böyle olmanın şükrünü bulunduğumuz her ortamda, bir şekilde “Üstad diyor ki” girişleriyle sözü Risale-i Nur’a taşır, yeni bakış açılarını göstermekte kullanır, vazifeyi yapar neticeyi Allah’a bırakırız…

Nur ölçülerinin yerine falan hocanın ölçülerinin öne çıktığı “…İş Kadınları Derneği”n de Risale-i Nur okuma teklifini hiddetle reddeden sözde aydın, başarılı iş kadınlarımız nasıl bir karanlıkta bırakıldıklarının hiç farkında değiller.

Zaman gösterecek ki, önümüzdeki günler toplu travmaların yaşandığı, gayrimeşrû sevginin tokadından canların feci yandığı, şahıs endeksli hizmetten alınan darbeden tabiri caizse “leyla” makamına varıp sarhoş olmuş toplulukların sayısı hayli çok olacak.

Yani demem o ki; şahıs endeksli hizmetkârlar mecazi aşklarını İlâhî aşka inkılâp ettirene kadar tokatlana tokatlana elenecekler ki; kim altın kim bakır çıksın ortaya…

“Siz bu şiddetli imtihana girmek ve inceden inceye sizi kaç defa altın mı, bakır mı diye mehenge vurmak ve her cihette sizi insafsızca tecrübe etmek ve ‘Nefislerinizin hisseleri ve desiseleri var mı, yok mu?’ üç dört eleklerle elenmek; hâlisâne, sırf hak ve hakikat namına olan hizmetinize pek çok lüzumu vardı ki, kader-i İlâhî ve inâyet-i Rabbâniye müsaade ediyor.” (Şuâlar)

Anlaşılıyor ki, Nur Talebesi olmak bir ayrıcalık değil; bir sorumluluktur. Elinizdeki nimetin değeri nispetinde sorumluluğunuz artıyor.

Sorumluluğunuz nispetinde mahşerde hesabınız, sorgunuz ve yargı şiddetiniz artıyor.

Bu, adetullah gereği böyledir.

Bu ağır sorumluluğu önce kendi nefsimizi edeplendirmek için değerlendirir eş zamanlı olarak da bir başkasının nefsini terbiyede Nur ölçüleri ile yardımcı olmaya çalışırız.

Dernek bir iki defa da olsa; iş kadınlarının Risale-i Nur okumaya başlamış olmaları sevindiriciydi. Bu durum kendi üzerlerine bir bereket ve Nur olarak yansıyacaktır ümidinde ve duâsındayız.

Şimdi biz de elimizden geleni yapıp neticeyi Allah’a bırakabildik mi? özeleştirisiyle kendi muhasebemizi yapıp vazifeye devam diyoruz…

Yazar Hakkında: Atike Barın

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*