Diyarbekir; bildiğiniz gibi değil

Çoktandır Diyarbekir’e gidememiştim. Oysa, çocukluğumda ve ilk gençlik yıllarında (1970’ler) en fazla gidip ziyaret ettiğim şehirdi burası.

Sonraki yıllarda ise, ziyaretler bir hayli seyrek hale geldi.

Neylersin ki, zuhûrat böyle…

* * *
Geçen haftanın üç sağlam gününü bu güzelim diyârda geçirdik. Şehir merkezi ile bazı ilçelerini dolaştık. Muhtelif menzillerde kadim dost kardeş ve hemşehrilerimizle görüşüp hasret giderdik. Daimî okuyucularımızla feyizli, bereketli müdavele-i efkârda bulunduk.

Üniversite kampüsü içinde konferans verdik. İlk öğretimden üniversiteye kadar, hemen her yaş grubundaki genç ve dinamik kardeşlerimizle mükerrer sohbetler edip onlarla hemhâl olduk.

Bilhassa, yekûnu yüze bâliğ olan genç ve bir kısmı çocuk yaştaki öğrenci kardeşlerimizle yapmış olduğumuz o lezzetli, bereketli sohbetlerin tadı hakikaten damağımızda kaldı. Bin barekâllah, o minikler, gözüme sanki büyümüş de küçülmüş gibi göründüler.

İkinci gün bir fırsatını bularak Eğil ve Ergani ilçelerini de ziyaret ettik. Bu mütevazi beldelerdeki tevazu ehliyle kucaklaşma huzurunu yaşadık. Eğil’deki peygamberler türbesini ayrıca ziyaret ettik.
* * *
Bu zaman zarfında, Diyarbekir’in çarşı-pazar yerlerini gezdik. Cumayı, sair vakit namazlarını muhtelif camilerde kılma fırsatını bulduk.

Hele, Diclekent’teki o ihtişamlı “Bediüzzaman Camii”ni hem yakından, hem de Celal Abilerin balkonundan—Batman’dan gelen aziz misafirlerle beraber—huzur ve huşû ile seyrettik.

(Caminin muhterem müezzini de bir gün evvelki sohbetimize iştirak ile âhirde o gür ve güzel sesiyle aşr-ı şerif kıraat ettiğini bu vesileyle hatırlatmış olalım.)

Cumartesi-Pazar gecesinin ilerleyen saatlerinde ise, Elazığ Maden’i kazanan Demokratların, Mersin’de oturan Madenli Demirdöğmezler’in, Bursa’da ikamet eden Akdemirler’in, Batman’daki hemşehri ve akrabaların kulaklarını çınlatıp hizmet hatıralarını hayırla yâdettik.
* * *
Diyarbekir, hakikaten mânevî tapusu sağlam, mukaddesat hazinesi zengin, dinî hissayatı yüksek, sosyal dokusu rengârenk, müstesna bir diyârdır.

Burada, dünyada emsâlsiz denilebilecek hususiyetlere sahip camiler, türbeler, mabetler, hanlar, kervansaraylar var.

Kâbenin ruhaniyetini yansıtan Ulucaminin avlusuna girdiğinizde, dört mezhebe göre tasarlanmış ibadet mahallerine şahit olursunuz.

Burası, her yönüyle tasarlanmış, her noktası ayrı güzelliklerle tezyin edilmiş muhteşem bir külliye, aynı zamanda.

Nebî (Peygamber asm) Camiî, dört ayaklı minare, bilhassa Hz. Süleyman Camiî ve külliyesi, çok müstesna mânevî mekândan sadece birkaçı.

“Diyarbekir Fatihi” Halid bin Velid’in oğlu Hz. Süleyman (ra) ile birlikte 400 kadar Sahabe ve Tabiinin Milâdî 639’daki ilk fetih esnasında burada şehit düştükleri rivâyet edilir.

Hz. Ömer’in hilâfeti zamanında fethedilen Diyarbekir, Anadolu’da İslâmın ilk eyaleti olma şerefine nail olmuş.

Çin Seddinden sonra belki en uzun ve en muhkem özelliklere sahip olan Diyarbekir Surlarını bundan 14 asır evvel aşarak bu beldenin fethedilmesi, zahiren fevkalâde zor bir hadisedir. Zira, burayı fethe gelen ordu, çok uzak bir mesafeden yola çıkarak gelmiş ve karşılaştığı pek şiddetli mukavemete ve yüzlerce şehit verilmesine rağmen geri çekilmeyip zafere kadar direnebilmiştir.

Bu mübarek şehir, işte buna mümasil kuvvetli mânevî senet ve tapuları sebebiyledir ki, habis ve menfi hiçbir cereyana teslim olmuyor.

Vitrinde ve zahirde görünen birtakım resim ve tablolar, bizleri yanıltmamalı ve müsbet kanaatini değiştirmemeli.

Yakın zamanda gidip gördükten sonra bir daha kanaat getirdim ki, şayet bu diyarın böylesine kudsî muhafızları olmasaydı, durum çok daha başka olurdu; belki de potansiyel vahâmet, bir büyük felâkete, fecâate inkılâp edecekti.

Şükürler olsun ki, buraları cehenneme çevirmek için yıllar yılı sürdürülen menfî desise ve çabalara rağmen, burada insaniyet, İslâmiyet ve hiss-i dinî yine de galip durumdadır. O kadar galiptir ki, cahiliye asabiyetinden tutun, Marksist-Leninist komitacılara varıncaya kadar bilumum şerir şebekeler dahi artık “din gerçeği”ni kabul etmek ve İslâmiyetle—ister istemez—barışık bir hayatı benimsemek mecburiyetinde kalmışlardır.

Şayet ellerinden gelseydi, halkın vicdanından İslâmiyet aşkını söndürüp dini hayattan tecrit edeceklerdi. Bu yönde yıllar yılı çabalayıp durdular. Ancak, bunda muvaffak olamayıp fikriyatlarının kıvamını değiştirmeye mecburiyet hissettiler. Hatta, dine muhasım ve muarız olmadıklarını lanse etmek için, dindar kimlikli şahısları ve bir kısım tesettürlü hanımları bünyeye katma tercihinde bulundular.

Ne diyelim, inşaallah ıslah olur ve İslâmiyet ile samimane musâlaha etme cihetine giderler. Bizim vazifemiz, herkes için iman ve hidayet temennisinde bulunmaktır.
* * *
Evet, bu harikulâde şehir ve diyâr, kesinlikle dışarıdan görüldüğü, ya da medyatik vasıtalarla dışarıya yansıtıldığı gibi terörün, vahşetin, kaosun kol gezdiği bir yer değildir.

O tarz görüntüler, zaman zaman tırmanış göstermekle beraber, lokaldir, mevziidir, bu şehrin ve bu diyârın geniş sahası için geçerli değildir.

Bu noktadan hareketle, şu tavsiyelerde bulunabiliriz: Bu güzelim şehrimize mutlaka gidip yukarıda zikrettiğimiz kudsî menzilleri, mekânları ziyaret edin.

Bunlara ilâveten, şehir merkezine yarım saat mesafede Eğil ilçesindeki Peygamber Mezarları Tepesini de mutlaka ziyaret etmeye çalışın.

Burada, başta Hz. Zülkifl (as) ve Hz. Elyesa (as) olmak üzere, Nebî olduğu kabul edilen daha başka kudsî zatların türbeleri de bulunmaktadır.
* * *
Nihayet verirken, bu mübarek ve feyizli diyârdaki Nur’un sâdık ve muhlis şakirdlerinin makbul hizmetlerini tebrik ediyor, onların şahs-ı mânevisini hürmet ve muhabbetle selâmlıyoruz.

Yazar Hakkında: M. Latif Salihoğlu

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*