Her bahar bir değildir…

—Her bahar özeldir. Bilene ve görene…—

Allah’ım, söylenecek her sözü bildiğin için, söylemekte güçlük çekiyorum. Ancak duâ etmeyi seviyorum. Seninle konuşmayı, hâlimi Sana arz etmeyi ve sadece Senin bilmeni istediğim nice nice dertlerimi, bir tek Sana açmayı ve Seninle paylaşmayı seviyorum.

Kalben ve vicdanen biliyorum ki, beni duyuyorsun. Her halime muttalisin. Beni işiten, sadece Sensin. Bunu bildiğim için, her defasında kalbim rahatlıyor. Ruhumu ve kalbimi kat kat kuşatan karanlıklar, bir bir açılıyor. Duâyı bir nimet, duâyı bir ibadet biliyorum. Hiçbir derdim, tasam olmasa da, Seninle konuşmak, sonsuz huzur veriyor bana. Hele de Nurların diliyle… Kur’ân’ın ifadeleriyle…

Sonsuza kadar Elhamdülillah…

Hayatımın bana ait olmadığını, ancak Senin bana emanetin olduğunu bildiğim günden beri, bir başkayım. Bu büyük nimeti ne yapacağımı, nasıl kullanacağımı yeniden öğrenmek azmindeyim. Bu yaşa kadar, bu konudaki eksiklerimi düşündükçe, maziye doğru nazar ettikçe üzülüyorum, boşa geçen günlerim için hayıflanıyorum.

Ümidim, rahmetindir…

Elim boş dönmedi katından…

Hiçbir zaman…

Kalbim Seninle ne zaman irtibata geçse, Seni ansa, Seni zikretse dilim, Seni andıkça büyür hayalim. İçim arınır kirlerden. Akla hayale gelmedik nice yanlış düşüncelerden arınır, temizlenir. Bir şehrin sokaklarının mübarek Nisan yağmurlarıyla, ılık bir günün habercisi gibi, silinip süpürülmesi gibi tertemiz olur içim.

Biliyorum, ifade etmek, hele hele böyle anlarda konuşmak hiç kolay değil… Biliyorsun söylemek istediğimi, kalbimden, aklımdan geçeni de biliyorsun, geçmeyeni de…

Ben gibi nice aciz, nice bîçare ve rahmetine muhtaç nice insanlar var. Her birinin ayrı ayrı ve tek tek ihtiyaçlarını gideren, gören, neye muhtaç ise onları bilen ve veren Sensin Rabbim. Ne olur beni ve ben gibi bîçareleri de Sensiz bırakma. Rahmetinden ümidini kesik bir vaziyette uzaklarda tutma.

Şu dünyanın zevk ve lezzetlerinin cazibesi, o kadar çok, o kadar fazla ki…

Annesinin elinden tutmuş bir çocuk, nasıl kurtulup kaçarsa o tuttuğu elden, kalabalıkta, birden nasıl kaybolursa gözlerden… “Anneee!” diyen sesi nasıl gitgide azalırsa… Ve sonra feryat figân içinde birbirlerini nasıl ararlarsa, ben de öyle arıyorum Seni Rabbim, ben de öyle… Bu ruhsuz kalabalıklar içinde ve kesret dünyasında, ben de Seni öyle arıyorum…

Rahmetinden ve o sonsuz şefkatinden uzakta kaldığımda, kalabalıklarda kaybolan o çocuk gibi oluyorum. Rahmetine sığınmak için bir vesile arıyorum.

Sonra… Bir camiye girdiğimde, aradığımı bulmuş gibi oluyorum.

Seni arayanlar, Seni adının anıldığı yerde bulurlar.

Ezan-ı Muhammedî (asm) ulaştırıyor rahmetinin mesajını gönlümüze.

Atlastan halılar seriyor ruhumuza.

Bir ışık düşüyor içimize; koşuyoruz sevinerek… Kaybettiğimizi tekrar bulmak için, rahmetinin çeşmesinde yüzümüzü ve gönlümüzü yıkamak için…

Ne büyük bir mutluluk olduğunu o vakit anlıyoruz. Huzuruna durduğumuzda, kıyamda, rükûda, secdede olduğumuzda anlıyoruz. Selâm verirken bir hüzün kaplıyor içimizi, bitiyor diye huzurunda duruşumuz. Meleklerine selâm, selâmın sahibine selâm, sağa sola selâm… Ardından salât-u selâm… Habib-i Ekrem’e (asm) salât-u selâm…

Girdiği gibi çıkmıyor namazdan insan, çıkamıyor. Bomboş girerken, dopdolu çıkıyor o mekânlardan. Yüzü gülerekten çıkıyor. Yenileniyoruz ve yeniden ümitleniyoruz. O güzel mekânlarda huzuruna durmanın ebedî bir hazzını yaşıyoruz.

Önündeki taneye ihtiyatla yaklaşan güvercin ürkekliğiyle, rızkı görmek yetmiyor. Temkinle, o nimete karşı bir şükür cevabı taşıyan bir zikir sesiyle, kendine mahsus bir tesbihle nasıl yaklaşıyorsa o taneye, biz de öyle giriyoruz o güzel mekânlara.

 “Lâyık mıyız?” diye düşündüğümüz oluyor çok defa. Çekingen adımlarla… Hatta bazen bir vesvese de kaplamıyor değil içimizi. O zaman o mübarek mekânlardan uzaklarda kaldığımız zamanlarda olabiliyor…

Oysa rahmetin güneş gibi. İçine almadığı, kucaklamadığı hiçbir şey yok. Davetin yetişiyor yine; en bitik ve en yitik bir anda imdadımıza…

İçimizden bir ses, bize ait olmayan o şeytanî ses, yanı başımızda kuruyor tuzaklarını. Seriyor önümüze dünyanın en sefil oyuncaklarını…

Engelleri bir bir aşarak geliyoruz. Gösterdiğin hedefe doğru koşmak, hele de bu seken bacakla, bu ağır yürüyen ayaklarla rahmetinin kucağına atılmak kolay olmuyor Rabbim. Kuşatılmışız içten ve dıştan tuzaklarla. Kolay olmuyor Rabbim. Şükür ki, rahmetin yar oluyor, yolumuzu aydınlatıyor…

Sen kulundan ve yarattıklarından vazgeçmeyensin. Hiçbir an, hiçbir zaman onları ihmal etmeyensin. Biz ki, gaflete düşüyoruz, unutuyoruz işte… Unutuyoruz bazen… Nasıl sonsuz bir rahmetle kuşatıldığımızı… Bu dünyada kime ait olduğumuzu ve hayatımızın Senden bize nasıl bir armağan olduğunu unutuyoruz.

Kabre girmeden uyanmayı, bu uyanışın yeniden bir aldanışa dönüşmemesi için ebedî bir uyanışın eşiğinde olmayı lütfeyle bize.

Kapat, ne olur kapat! Geriye doğru dönüşün bütün yollarını kapat. Kapat ki yâ Rabbi, geri dönmeyelim, ışığından mahrum kalıp da sönmeyelim. Hayatımızı; Senin verdiğin, bağışladığın, armağan ettiğin bu emaneti Nurların rehberliğinde nasıl kullanıldığını bilmeden ölmeyelim… Meded Allah’ım, bize imdad eyle… Burada üç kuruşluk dünyalık kazanıp da; ebedî hayatını mahvetmiş olarak huzuruna gelmeyelim. Ne olur, yardım eyle, affeyle ve merhamet eyle.

Huzuruna varmaya mani olan ne varsa, kaldır aramızdaki perdeleri yâ Rab! Bir kuş gibi hafiflesin içimiz.

Ümidimiz, tesellimiz, rahmeten li’l-âlemindir. Şefîmiz, önderimiz, Sevgili Peygamberimizdir (asm).

Bu yaralı asırda değil de, yaşasaydım o saadet asrında, ayrılmazdı hiç yanımdan, ayrılmazdı hiç başımdan. Tutar şefkatli elleriyle, okşardı başımı.

Bilirim, rahmetin Onunladır. Onu (asm) âlemlere rahmet olarak gönderen Sensin, bilirim.

Ne yaparsak yapalım, son noktada kaçamayacağımız, son bir kucaklama ümidinin her daim var olduğunu bir türlü hesaba katmıyor nefsimiz. Kaçtı mı, uzaklaştı mı, tam kaçmak ve tamamen uzaklaşmak istiyor. Oysa rahmetine tutunacak bir dalımız, bir ümidimiz her daim vardır… Öyledir Rabbim, öyledir…

Rahmetin hiç eksilmiyor üstümüzden. Biz, bize verdiğin nimetlerin şükrünü yerine getiremiyoruz maalesef. Hesabımız hep açık ve de çok kabarık… Bir türlü ödeyemiyoruz.

Borçlarımız, borç yükümüz çok fazla.

Şükür ki rahmetin, borcumuzdan daha fazla.

Yeter ki Sana borçlu olalım, kullarına değil, başkasına değil.

Affedersin bizleri değil mi Rabbim?.. Sana olan borçlarımızın hepsini silersin Rabbim, değil mi?

Ne olur affeyle ve bize yeni bir hayat bahşeyle… Âmin…

Es-salâtü ve’s-selâmü aleyke yâ Rasûlallah (asm)…

Yazar Hakkında: Selim GÜNDÜZALP

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*