İnsanlar hür oldular, fakat abdullahtırlar

Son günlerde “fikir özgürlüğü, düşünce özgürlüğü” gibi konular tekrar gündeme geldi.

Adına özgürlük dediğimiz olgudan yana yine dertliyiz. Ancak özgürlüğün ne olduğuna ve hürriyetperver Üstadımızın bu konudaki fikirlerine yine ve çokça ihtiyacımız var. Asrın vicdanı bu konuda da bizlere örnek olmuştur. “Ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşayamam” vecizesi adeta dilimize pelesenk olmuştur. Ekmeksiz yaşanabileceğini ama hürriyetsiz yaşamanın pek de mümkün olmadığını dile getirmektedir. Çünkü ruh özgürlükle doyar. Arif Nihat Asya’nın bir dörtlüğünü yeri gelmişken belirtmek istiyorum:

“Sessizce düşünsek duyacaklar bir gün
Olmazları olur sayacaklar bir gün
Onlar bu vehimle ellerinden gelse
Rüyalara sansür koyacaklar bir gün”

Her ne kadar bu dizeleri istibdattan yana bir haykırış olarak görsek de insanın özgürlüğüne ne kadar düşkün olduğunu da anlıyoruz. Zira düşünmek engellenemez. Özgür bir ortamda, kalp ve vicdanın derinliklerinden fışkıran özgür düşüncelerin dünyayı Cennete çevirmesi; tam aksine düşünceye yapılacak baskıların dünyayı kana bulayıp Cehenneme döndürmesi sürpriz olmaz. Özgürlüklerden zarar gelmez.

İnsan, özgür bir şekilde kendini ifade etme, tanıtma ve çevresiyle diyalog kurma gibi bir misyon üstlenmiştir. Ama insan, doğuştan getirdiği bu özgürlüğününün tek Hakim Gücün güvencesinde olduğunu unuttuğunda, dış faktörlerin baskısına yenik düşerek kaybetmiştir. Özgürlüğün anlaşılması Yaratıcıya kul olma şuuruna bağlıdır. Yaratıcısının koyduğu yasalara karşı kendini sorumlu bilen, artık başkalarının baskılarına, doğuştan getirdiği hakları kısıtlayıcı ve anlamsız arzularına boyun eğmeye kendini zorunlu görmez. Bu bağlamda, insanı doğuştan gerçek anlamda özgür kabul eden Bediüzzaman, kâinatın tek hakimi Yaratıcının emrinde olma şuuruna sahip olan herkesin, başkasına boyun eğmeye izzetinin, başkasının da özgürlük ve haklarına saldırmaya şefkatinin izin vermeyeceğini ifade etmekle özgürlüğün iki temel hedef ve yararına işaret etmektedir. Böylece genel anlamdaki özgürlük olgusunun, Yaratıcıya olan imanla doğru orantılı olarak gelişeceğini söyler. Buna delil olarak, özgürlüğün en geniş ve en anlamlı bir şekilde uygulandığı, evrensel temel haklara saygı duyulduğu çekirdek toplum olan “Asr-ı Saadet”i örnek gösterir.

Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin bu ifadelerinden alınacak ve anlaşılacak çok dersler ve manalar vardır. Özellikle mü’minler için. “Zira rabıta-i iman ile Sultan-ı Kâinat’a hizmetkâr olan adam, başkasına tezellül ile tenezzül etmeye ve başkasının tahakküm ve istibdadı altına girmeye izzet ve şehamet-i imaniyesi bırakmadığı gibi, başkasının hürriyet ve hukukuna tecavüz etmeyi dahi, şefkat-i imaniyesi bırakmaz. Demek, iman ne kadar mükemmel olursa, o derece hürriyet parlar. İşte, Asr-ı Saadet.”

“Nazenin hürriyet, adah-ı şeriatla müteeddibe ve mütezeyyine olmak lâzımdır. Yoksa, sefahet ve rezaletteki hürriyet, hürriyet değildir; belki hayvanlıktır, şeytanın istibdadıdır, nefs-i emmareye esir olmaktır.” Evet; “İnsanlar hür oldular, ama yine abdullahtırlar.”

Bediüzzaman’ın bütün dileği, Kur’ân’ın özgürlük anlayışının ülkemizde olduğu gibi dünyada da yaygınlaştırılmasıdır. Yaygınlaşması duâlarıyla…

NOT: Bu yazıyı hazırlarken Köprü Dergisi Güz-2002, 80. Sayısındaki Hüseyin Kara’nın “Bediüzzaman Ve Düşünce Özgürlüğü” makalesinden yararlanılmıştır. Bkz: http://www.koprudergisi.com/index.asp?Bolum=EskiSayilar&Goster=Yazi&YaziNo=79

Yazar Hakkında: Mehmet Tosun

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*