İstanbul’da bir bahar temaşası

Lâleleri, erguvanları, renk cümbüşü içinde mücevher misal dallarıyla arzı endam eden ağaçlarıyla İstanbul’da bir baharı daha idrak etmeyi nasip eden Rabbimize hamdolsun diyelim…

Rabbimiz gözlere bayram ettiren bahar günleri ile birlikte, geçtiğimiz hafta sonunda gönülleri, ruhları, kalpleri de bir başka bahar ziyafetinde ağırladı.

Geçtiğimiz Cumartesi günü İstanbul’da üniversiteli hanım Nur Talebelerinin sahnelediği “Yolculuk” isimli tiyatro gösterisi tam bir bahar ziyafetiydi.

Senaryosunu, kostümlerini, dekorlarını, sahne efektlerini, teknik masa çalışmalarını ablalarının da desteğiyle ayarlamışlar, sahnelemişlerdi. Risale-i Nur’dan ilgili pasajlarla zenginleştirilen oyun bir gemi yolculuğunda gemi ekibinin birbirleriyle iletişimlerini anlatıyordu. Gerginlikleri, şevkleri, problem çözmedeki başarıları, fırtınalar karşısındaki azimleri, yolculuğu ve hedefe ulaşmayı engellemeye çalışan korsanlarla mücadeleleri, kendi iç muhasebeleri o kadar güzel aktarılmıştı ki, bazı replikler hâlen zihnimde uçuşup duruyor…

Üniversiteli genç kardeşlerimize tebriklerimizi oyun akabinde hemen ilettik. Maşallah, Barekallah duâlarıyla onları kucakladık.

Risale-i Nur’un böylesine güzel kültür san’at çalışmalarıyla, geniş çevrelere tanıtılmasının ne büyük, önemli hizmet olduğunu bir kez daha idrak ettik.

Emeği geçen bütün kardeşlerimizi gönülden tebrik ediyor, “yolculuk”un başka bölgelerde de sahnelenmesini temenni ediyoruz…

İSTANBUL’UN ÜNİVERSİTELERİ

İstanbul’da üniversitelerin anası sayılabilecek İstanbul Üniversitesi ile ilgili en son haberi de tam bu satırları yazarken aldım. İlginç bir tevafuk olduğu için belirtmekte fayda var. Haber tarihî kapı üzerindeki padişah tuğrasının ortaya çıkması ile ilgiliydi:

Osmanlı İmparatorluğu döneminde Millî Savunma Bakanlığı ve Genelkurmay Karargâhı, mütareke devrinde de İngilizler tarafından kullanılan bina, Lozan Antlaşması’ndan sonra boşaltılınca Darülfünun’a tahsis edilmişti. 1927 yılında ise, daha önce İngilizlerin dahi dokunmadığı kitabe ve hat san’atlarını yok etmek amacıyla “Türkiye Cumhuriyeti dâhilinde bulunan bütün mebani-i resmiyye ve milliyye üzerindeki tuğra ve methiyelerin kaldırılması hakkında kanun” çıkınca, Darülfünundaki bu hat yazıları da kapatılmıştı. Aslında kanunla sökülmesi emredilmiş, ancak Darülfünun emini İsmail Hakkı Bey, kendisi bir hat san’atçısı olduğu ve Hattat Mehmed Şefik Bey’in elinden çıkan kitabenin ne kadar değerli bir san’at eseri olduğunu bildiği için mermerlerle kapatmıştı. 1933 yılında da T. C.  yazılmıştı.

İşte tarihî binanın kapısının üzerindeki Sultan Abdülaziz tuğrası da 87 yıl sonra ortaya çıkarılmıştı.

Şu anda üniversitenin ana giriş kapısı olan ve kemerinde celi sülüs yazıyla ‘Daire-i Umur-i Askeriyye’ ifadesi bulunan bu ibarenin sağ ve sol tarafında da Fetih ve zafer âyetleri yazılı. (http://www.ensonhaber.com/istanbul-universitesinin-kapisindaki-tugra-ortaya-cikti-2014-04-07.html)

BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİNİN SEVİNCİ

1920’li yıllarda üstü örtülüp kapatılan İstanbul Üniversitesinin girişindeki Fetih Sûresi âyetlerinin 1950’li yıllarda yeniden ortaya çıkarılması, Kur’ân yazısının serbestiyeti adına Bediüzzaman Hazretlerini mutlu etmiş ve üniversitenin Nur mektebi olacağına işaret ettiğini söylemişti:

“Mustafa Oruc’un yazdıklarına göre, çok zaman İslâm ordusunu idare eden ve sonra Darülfünuna inkılâb eden Harbiye Nezareti ve Bâb-ı Seraskerî -o muazzam binanın- alnında ‘Doğrusu biz sana apaçık bir fetih ihsân ettik’ hatt-ı Kur’ânî ile o mânidar Kur’ân Âyeti yazılmışken, sonradan mermer taşlarla üzeri kapatılıp o Nurları gizlemişlerdi. Şimdi yeniden hatt-ı Kur’âniyeye bir numûne-i müsaade ve Risale-i Nur’un tâkib ettiği maksadına bir vesile ve Üniversite ileride bir Nur Medresesi olmasına bir işaret olduğu gibi…” (Gençlik Rehberi)

Kendi dünyamda Fetih Sûresi âyetlerinden sonra kapı üzerindeki Sultan Tuğrasının da ortaya çıkmasının tam da programlara denk gelmesi tevafuğunun Risale-i Nur’un gençler arasındaki inkişafına önemli bir işaret olduğunu düşündüm.

ZİYAFETİN DEVAMI

Pazar günü ise Risale-i Nur Kongresi yurdun dört bir yanından gelen katılımlarla Haliç Kongre Merkezinde gerçekleştirildi. Masa çalışmalarının tek tek sunumları, sinevizyon gösterimi ve ardından gerçekleştirilen açıkoturum gönüllere ve zihinlere tam bir ziyafet sundu.

Risale-i Nur açısından toplumsal farklılıklar ve bir arada yaşama prensipleri konusunun işlendiği programın detaylarını gazetemizden daha detaylı takip etmişsinizdir.

Doğrusu uzun zamandır hasret kaldığımız dostlarımızla böyle bir ortamda tekrar görüşme imkânı bulmak Rabbimizin bizlere sunduğu ayrı bir güzellikti…

HÜLÂSA: ZERAFET, NEZAKET, LETAFET

İzlediğimiz programlar bir bahar mevsiminde kurumuş kemikleri andıran ağaç dallarının mücevher misal çiçek ve yapraklarla sessiz sedasız birkaç gün içinde donanıvermesi gibi içimizdeki duyguları diriltti. Faaliyetler sessiz sedasız, ama muazzam bir gayretle iç dünyalarımızda nice manevî bahar çiçeklerinin açılmasına vesile oldu…

Hele de, hemcinslerimizi hanımları, genç kızları ve çocukları nezih bir şekilde bu ortamlarda temaşa etmek  “İşte, zerafet, nezaket, letafet budur!” dedirtti.

Dünyada iken insan cenneti yaşayabilir mi sizce?

Böyle ortamlarda bu sorunun cevabı “Elbette!”

Yazar Hakkında: Yasemin Güleçyüz

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*