Kuraklık neyin tokadı?

28 Şubat günlerinde başörtüsü yasakçıları Bursa’da imam hatiplere yönelik bir taarruz dalgası başlattıklarında şehrin meşhur lodos fırtınalarından biri patlak vermiş ve can kayıplarına yol açmıştı.

O zaman bu felâketin manevî sebepleri üzerinde dururken, Risale-i Nur’un bu tür olayların arkaplanına ışık tutan izahlarından birini  bir Emirdağ mektubundan şöyle aktarmıştık:

“Memur olmayan, veya hususî, şahsı itibarıyla hıyanet eden, hususî tokat yer.  (…) Eğer memur ise, kanun namına kanunsuz hıyanet eden, ilişen, o memlekete, o biçare ahaliye bir umumî tokada vesile olur. Ya zelzele, ya yağmursuzluk, ya hastalık, ya fırtına gibi umumi belâlara bir vesile olur. Kendisi zahiren bir tokat yememiş gibi görünüyor…” (s. 144)

O zaman Bursa’daki fırtınayı bu izah çerçevesinde yorumlamıştık. Olay, “kanun namına kanunsuz hıyanet eden ve ilişen” bir memurun hıyanetinin, nasıl o memlekete umumî bir tokat gelmesine vesile olduğunun tipik örneğiydi.

Daha sonrasında ise imam hatiplere başörtüsü zulmünün tetikçiliğini yapan valinin, bilâhare görevden alındığını, epey zaman sonra da hakkında yolsuzluk ve usulsüzlük iddialarıyla davalar açılıp mahkemelere verildiğini, büyük itibar kaybına uğradığını ve kendisinin, başına gelenleri görevdeyken başörtülülere yaptıklarıyla irtibatlandırdığını hatırlıyoruz.

Keza o zulümlerde etkili bir rol üstlenen askerî bir yetkilinin de, yine seneler sonra Ergenekon sanıkları arasında yer aldığını, ayrıca ağır hastalıklara müptelâ olduğunu biliyoruz.

Bunlar, irtikâp edilen zulüm ve haksızlıkların bu dünyada dahi karşılıksız kalmadığını ve mazlumun âhının illa ki yerini bulduğunu gösteren ibret verici örneklerden sadece ikisi.

Yani, o zulümleri işleyenler kendileri de bir şekilde tokat yiyorlar. Ama kamu görevlisi olarak kanun namına yaptıkları kanunsuz hıyanetlerle zelzele, yağmursuzluk, fırtına, hastalık gibi umumî tokatlara da sebep oluyorlar.

Peki, bu sene endişe verici boyutlara ulaşan yağmursuzluk ve kuraklık tokadı, bu türden ne gibi haksızlıkların cezası olarak başımıza gelmiş olabilir? Hangi fiil ve kusurumuzla kadere fetva verdirdik ki, buna müstehak olduk?

Haksız ve haram kazançlar mı, hak ve adaleti hiçe sayan uygulamalar mı, Gezi olayları başladıktan sonra gerçekleşen ölümler mi, paralel yapı iddialarıyla hedefe konulan cemaate karşı yürütülen psikolojik linç harekâtı mı, İstanbul başta olmak üzere Türkiye’nin pek çok yerinde son derece zor şartlar altında hayatta kalma mücadelesi veren Suriyeli masum muhacirleri bu duruma düşüren yanlış politikalar mı?

Ya da sayamadıklarımızla birlikte hepsi mi?

Yazar Hakkında: Kazım Güleçyüz

Kendisi şu ana kadar bize biyografisini göndermediği için ayrıntılı bilgi veremiyoruz...

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*