Nur’un hâlis bir hâdimi Ömer Kalmaz Hocaya rahmet duasıyla…

Peygamber Efendimiz (asm) buyuruyor: “Âlimin ölümü âlemin ölümü gibidir.” İşte böyle bir ölüm ile hemhâl olduk geçen hafta başında.

Bazı simâlar vardır insana güven verir, huzur verir, sürur verir. Sanki o simâya karşı insanın iç âleminden sıcak bir meyelân başlar. O simâda tezâhür eden câzibe, kalbdeki îmânın tezâhürüdür. Kalbden kalbe bir rabıtadır bu. Sanki iç dışa yansımış, îmân tecessüm etmiştir o çehrede. Artık akval yerine, ahval ve etvar konuşmaya başlar o simâda. Bir nevi kalbî bir âmel olan ihlâsın tezâhürüdür bu hâl. Risâle-i Nur hakîkatleri tecessüm eder fiillerde. Zaten en ehemmiyetli olan da bu değil midir? Risâle-i Nurları bir yıl anlayarak ve kabul ederek okuyan asrın hakîkatli bir âlimi olma bahtiyarlığına kavuşuyordu şahs-ı mânevî ile birlikte. İşte o şahs-ı mânevînin çok muhterem ve ehemmiyetli bir hassesi ve azası idi Ömer Kalmaz Hocamız! Dâr-ı bekaya dâvet geldi Rabbimizden. İcâbet edecek elbet o dâvete her Âdem. Ölümüm zâhirî soğuk yüzünü güzelleştirmişti Sâhibü’z-zamân. “Kabrin arkası için çalışınız; hakîkî saâdet ve lezzet ondadır” demişti Bediüzzaman! Çünkü hakîkî saâdet ve lezzet kabrin arkasındaydı. Bu sırrı hem biliyor, hem de yaşıyordu Ömer Kalmaz Hocamız.

Hem hemşehrimiz, hem de dâvâ kardeşimizdi. Hâlis ve muhlis fedâkar bir hizmetkâr-ı nurdu. Rabbimiz kimseye kaldıramayacağı yük yüklemiyordu. Keyfiyetli kahramanların imtihânları da şiddetli oluyordu. O şiddette terakkî ve tekemmül sırları vardı. Hayat, Rabbimizin tasarrufu ile tasaffî ediyor ve gayatü’l-gâyâta terakki ettiriliyordu. Bu hikmetli bir imtihândı ve Ömer Hocamız o imtihânın hem farkında, hem de sabrındaydı. Zâhiren şiddetli geçen imtihanda Rabbimiz çok ince sırları tahakkuk ettiriyordu. Bizlere müşevveş görülen aynanın kirli yüzü, melekût âlemine hizmet ediyor ve çok parlak olarak cilalanıyordu hayat. Zâhirî musîbetler altında, bâtınî güzellikler saklıyordu Rabbimiz. Hayattan beklediği arş-ı kemalât mi’racına çıkarıyordu sevdiği kullarını. Arındırıyor, tasaffî ettiriyor ve tertemiz alıyordu kullarını yanına. Hikmet tahakkuk ediyor, kudret takdir ediyordu. Takdire tedbir yetmiyordu.

Ömer Kalmaz Hocamızla uzun süredir tanışıyorduk. Tanışmamız Risâle-i Nur vesilesi ile olmuştu. Ordu Risâle-i Nur hizmetlerinin sâdık ve sebatkâr keyfiyetli bir ferdiydi Ömer Hocamız. Çok sık görüşemesek de özellikle Ordu ziyâretlerimizde ve Ordu pikniklerinde görüşüyor ve muhabbet ediyorduk. Ağabeyi Mustafa Hocamızla daha yakın mahallerde olduğumuz için sık görüşüyor ve Ömer Hocamız ile ilgili bilgileri ondan alıyorduk.

Ömer Hocamız bir yıldan fazla bir zamandır esbâb silsilesinin sükût ettiği bir hastalıkla imtihan olmaya başlamıştı. Zâhiren çok sıkıntılı ve beşer tâkatinin çok zorlandığı bir hastalıkla imtihan oluyordu. Ancak O, bizzat şahidiz ki imtihanı kazanarak ruhunu Rabbine teslim etmişti. Hastalığı süresince bizzat görüşmemizde ve ağabeyinden dilediklerimizle bu kanâatimizi izhâr ediyoruz. O bizim nazarımızda şahs-ı mânevî içersinde çok mümeyyiz bir yere sahipti. Mustafa Hocamız ise “Ömer benim nazarımda evliya derecesindedir” diye kanâatini izhâr ediyordu. Yoğun bakımda bile Risâle-i Nur’u ve gazetesi Yeni Asya’yı okumaya devam ediyordu. İşte dâvâya sadâkatin mühim bir timsaliydi bu hâl!

24 Mart sabahı telefonuma gelen bir mesajla vefâtını öğrenmiş oldum. Mustafa Hocamızı da arayarak bilgileri aldık. 25 Mart 2014 Salı günü Fatsa ilçemiz, Ilıca kasabasındaki köylerinde toprağa verilecekti. O gün köye ulaştığımızda gördüğümüz cemâat bizleri hayrette bırakmıştı. Yakın il, ilçe ve köylerden gelenlerden başka, yurdun her tarafından akın akın cenazeye kardeşleri, arkadaşları, meslektaşları, Nur Talebeleri, dostları koşmuş gelmişlerdi. Her taraf taşıtlarla doldu taştı. Dönüş için uzun süre yolun açılmasını bekledik. Muhteşem bir cemâat Ömer Hocamızı ebedî âleme yolcu etmiş ve duâlarıyla uğurlamıştı.

Gelenlerden dinlediğim ilginç hatıralar da vardı. Bir ağabeyimiz “Ömer Hocamızın hutbelerinin lezzetini unutamıyorum” diyordu. Ömer Hocamızla Bursa’da aynı dershanede kalan kardeşleri de dinledik. Onlar da Ömer Hocamızın hizmetteki sadâkat ve ihlâsı ile ilgili yaşadıklarını aktardılar. Bir kardeşimiz “Ben ilk defa dershaneye geldiğimde Ömer kardeşle karşılaştım. Bana öyle iyi davrandı ki, iki günde oraya ısındım ve sonra gelenler beni çok önceden burada kalan biri zannettiler” dedi. Bu cihetle de Ömer Hocamızın hizmetteki samimiyetinin tezâhürleri ve cenazesine olan katılımın sırrı daha iyi anlaşılmış oluyordu.

Ömer Hocamız Rabbine kavuştu. Rabbim onu Habibine (asm) ve Üstadımıza komşu eylesin. Kabrin nur, mekânın cennet, ruhun şâd olsun Ömer Hocam! Bu vesileyle Ömer Hocamızın muhterem babasına, annesine, meslektaşım ve dâvâ arkadaşım Mustafa Kalmaz Hocamıza ve hâsseten muhterem eşi ve çocuklarına başsağlığı diliyorum. Allah sabr-ı cemîl ihsan etsin.

Yazar Hakkında: Baki Çimiç

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*