O’ndan geldik, O’na gidiyoruz

‘İnna lillah ve inna ileyhi raciûn’.

Babamın vefatından bahsedeceğim, ama bu o kadar zor ki.

Vefatından bir gün önce kaleme aldığım, ‘Baba, babaa!’ yazısını yazmak daha kolay olmuştu. Çünkü onun sayılı nefesleri henüz bitmemişti. O henüz evinin köşesinde yatıyordu. Ama şimdi yok. İnşallah, şimdi, nurlar içerisinde cennetin bir intizar salonu olan kabirde, dünyadan daha güzel zamanlar geçiriyordur. Evet, o günah cihetinde öldü, ama inşallah sevap cihetinde yaşıyor.

Anlaşılan bugünden sonra daha çok çalışacağım. Hizmetlere daha bir hız vereceğim. Duâlarıma babamı, annemi katıyordum, bundan böyle daha çok katacağım.

Daha çok okuyacağım. Babama bir evlât olarak yapabileceğim en güzel işlerden, yardımlardan birisi; daha çok duâ alacak işler yapmak, hizmet-i imaniye ve Kur’âniyede gece gündüz demeden koşmak ve tabiî en nihayetinde Allah’ın razı olacağı bir kul olmak için çırpınmak olacaktır.

Babam Mustafa Yaşar, 90 yaşını aşmış, beli bükülmüş ihtiyarlar tanımlamasına mazhar olmuş, yedi sekiz yaşlarından sonra namazlarını kılmış, oruçlarını tutmuş, iyilik yapmayı, iyilik yapıp unutmayı hayatın bir anlamı olarak algılamış ve uygulamış, kimseyi bilerek incitmemiş, kimsenin hak ve hukukuna tecavüz etmemiş, altı evlât yetiştirmiş, ama hiçbirisini ciddî incitmemiş nur yüzlü bir insandı.

Babam, ibadetlerine çok düşkündü. Bozyazı Sıcakyurt mahallemizdeki cami cemaati de bilir ki, evi ile cami arasındaki iki üç yüz metrelik mesafe onun günlük ibadet yürüyüşlerini yaptığı, adeta cennetinin yolu idi. Son yıllarında elindeki asası da şahit ki, o asa onu hep camiye, cemaate götürdü.

Nur Talebesi evlâtlar yetiştirdi. O evlâtlar iman ve Kur’ân sevdalısı torunlar yetiştirdi. Şimdi de o Nur Talebesi evlâtları, torunları ellerinde Kur’ânları, cevşenleri, Risaleleri ve kavli duâları ve okumalarıyla onun manevî imdadına yetişti. Gelinlerinin, torunlarının defin sonrası mezarı başında ellerinde cevşenlerle manevî birer muhafız gibi beklemesi ve hesabını kolay vermesine, Münker ve Nekir’in suallerine doğru cevap vermesine manen katkı yapmaları görülmeye değer bir manzara idi.

Kıymetli ağabeyim Selahattin Yaşar’ın ifadesiyle, ‘Babam, hayatıyla iman, Kur’ân hizmetlerimizi aksatmadığı gibi, vefatıyla da hizmet-i imaniye ve Kur’âniyemizi aksatmadı.’

Bizi hep duâlarıyla hizmete teşvik etti. İlk hastalandığı haberini aldığımda Almanya’da idim. Kendisi telefonda bana, ‘Peygamberimiz (asm) senin yanında olsun. Allah yardımcın olsun.’ demişti. Programlarımız bir bir devam etti. Sadece programların arasına bir vefat haberi kattı.
Babam, ahirete olan yolculuğunu, Allah’ın izniyle, Kutlu Doğum Haftası faaliyetleri içinde, manevî ziyafetler arasında yaptı. Bu çok önemli.
Babam, ömrünün son iki ayını yatağında geçirmek durumunda kaldı. Yattığı yerden namazlarını kıldı. Hatta neredeyse zaman zaman gittiği şuuru bile onun namaz vakitlerinde kollarını sıvayıp abdest almasına mani olmadı. İbadetlerinin, ibadet hallerinin dem ve damarlarına sindiğini anladık. Rabbim kabul eyler inşallah.

Ben bu yazımda babamın hayatının ‘kapanış sahnesi’ni sunmak istiyorum.

Başucunda Cevşen-i Kebir okuyorum. Bir elim şakağında nabzını da kontrol ederken bir elim de sayfaları çeviriyor. Ablam bir tarafında Yasin Sûresini okuyor. İslâm yeğenim, Fatihalar yetiştiriyor. Büyük ağabeyim Musa, gözyaşları içerisinde, duâlar ederken bir fani, dünyevî hayatın tükenişini, sönüşünü tefekkür ediyor. Babamın belki de maddî hizmetleriyle en fazla duâsını alan Alaattin Ağabeyim, son nefesine kadar duâlarını almaya devam etti.

Bir Cevşen, bir Yasin, bir Fatiha derken cevşenin bitimine birkaç sayfa kala nefeste kesilmeler başladı, ben sayfayı bitirdim, nefes de bitti. Ölüm ânı, sanki yavaşlatılmış bir elektrik kesilmesi gibiydi.

Allah’ın kullarıyla en küçük dünyevî, uhrevî işleriyle dahi ilgilendiğinin en açık bir ifadesini gözümüzle müşahede ettik. Nitekim evlâtlarını, torunlarını başına toplayıp; dost ve arkadaşlarını cenaze namazına kavuşturan Rabbimize hamd-ü senalar olsun.

Mersin ili ve ilçelerindeki Yeni Asya Gazetesi okuyucularına, Ermenek’ten bir ekip halinde taziyemize katılan Haydar Gündüzalp Ağabey ve Nur Talebesi kardeşlerimize ve cenaze namazına binlerce katılımları ile duâmızı zenginleştiren, manevî ziyafetimizi tatlandıran Bozyazı’nın kadirşinas insanlarına; esnaf teşekküllerine; telefonlar ile, mailler ile, face sayfaları ile babama, bizlere duâ eden bütün ehl-i iman kardeşlerimize gönülden teşekkürler ediyoruz.

Babamın vefatı öncesinde ve sonrasında Rabbimiz bize bir sükûnet hali verdi ve yakın akrabalarımızla bol bol Yasinler okuduk, Taziye Risalesi’nden dersler yaptık. İslâm yeğenimin de ikrarıyla anladık ki, taziye oturumlarımızın muhtevasının biraz daha zenginleşmesi lâzım. Bilhassa Doğu bölgelerimizde varolan ‘her gelenin bir Fatiha ile gelmesi, müsait olanların Kur’ân tilâvetiyle iştirak etmeleri’ oldukça güzel bir gelenek. Akdeniz’de bu, Kur’ân gecelerine, Kur’ân günlerine dönüşmüş. Bu güzel, ama Kur’ân okunduktan sonraki geniş zaman dilimleri dünyevî işleri konuşmakla geçiyor. İşte bu noktada Nur Talebelerine çok iş düşüyor. Nerede bir taziye varsa, orada bekleyen nur dersleri var demektir.

O’ndan (cc) geldiğimizin ve yine O’na (cc) döndürüleceğimizin apaçık bir halini yaşadık. Okunaklı, anlaşılır bir ders dinledik, hissettik.

Cemaat olmanın, cemaatte olmanın, ehl-i iman olmanın tabir yerindeyse tadını çıkardık. İman nazarıyla bakınca ölüm de hoş, ölmek de hoş. Hatimlere, duâlara katılanlara binler teşekkürler.

‘O’ndan (cc) geliyoruz, O’na (cc) gidiyoruz.’ Daha ne olsun.

O (cc) varsa, gam yok.

Yazar Hakkında: Sebahattin Yaşar

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*