Tefekkür

Her yeni doğan günle birlikte, yeni bir kâinat sayfası açılıyor. İsteyen, düşünen, tefekkür eden herkese Allah, kendini tanıttırmak için sıfırdan beyaz bir sayfa açıyor. Allah’ın Esma-ül Hüsnasını okumak ve anlamak hiç şüphesiz düşünme ve idrak işidir.

İster bahar olsun, ister kış. İster gündüz olsun, ister gece.  Her gün insan yenileniyor ve tazeleniyor. Ne bedenimiz ne de aklımız aynı yerinde durmuyor hep terakki  ediyor. Çünkü Kâinatta hiçbir şey sabit kalmıyor, bir yerlere doğru akıp gidiyor.

 Bazen bir an gelir dünyaya yeni gelmiş, ilk defa etrafımızdakileri görüyormuş gibi bakar o an her şeyin farkına varırız. Âdeta derin bir uykudan uyanırız.

Binlerce şükürler olsun ki Rabbim bizlere bunları göstermeyi farkına varmayı nasip etti. Ya hiç uyanamadan asıl gayeyi bilmeden emaneti teslim etmiş olsaydık, ahiretimiz nice olurdu? Bu dünyaya niçin geldiğimizi bilmeden ömür sermayesini tüketiyor da olabilirdik. Hem bu dünyamızı, hem de ahiretimizi zindan ederdik. Rabbimizin bize verdiği  akıl, göz, kulak kalp ve bütün azalarımızın şükrünü yapabilmek için hayırlı yerlerde kullanmayı nasip ettiği için, aldığımız her nefes için ve aldığımız nefesi vermeye izin verdiği için Allah’a sonsuz şükürler olsun.

Tefekkür etmek her zaman güzel; hele baharda çok daha güzel oluyor. Gelin hep beraber gözlerden kalplere açılan yeni bir tefekkür penceresi açalım. Mutfakta yeşilin en güzel rengi, kokusunun en güzel haliyle tadının eşsiz güzellikte olduğu bir nimet olan maydanozu her kopardığımda burnuma çeker doya doya koklar, bu güzel nimetin tefekkürünü yaparım. Bununla birlikte birden aklıma ardı arkasına pencereler açıldı. Evet, bunları ilk kez bu kadar ayrıntılı düşünüyordum. Belki de hep beraber sizlerin de gönül kapılarına güzel sayfalar açmaya vesile oluruz inşallah. Tefekkür, Rabbimizi tanımada gizli bir hazine, derinlere daldıkça eşsiz güzelliklere ulaşıyor insan.

 Allah (cc) bize bu dünyayı bahşetti, sayısız nimetleriyle donattı. Sırasıyla hepsini ardı arkasına vagonlarıyla hiç zahmet çekmeden bize gönderdi. “Nasıl ki, gayet mükemmel bin bir çeşit erzak etrafından celb edip içinde muntazaman istif ve ihzar edilmiş depo ve iâşe ambarı ve dükkân şeksiz, bir fevkalâde iâşe ve erzak mâlikini ve sahibini ve memurunu bildirir.

Öyle de, bir senede yirmi dört bin senelik bir dairede muntazaman seyahat eden ve yüz binler ve ayrı ayrı erzak isteyen taifeleri içine alan ve seyahatiyle mevsimlere uğrayıp, baharı bir büyük vagon gibi, binler ayrı ayrı taamlarla doldurarak, kışta erzakı tükenen biçare zîhayatlara getiren ve küre-i arz denilen bu Rahmânî iâşe ambarı ve bir sefine-i Sübhâniye ve bin bir çeşit cihazatı ve malları ve konserve paketleri taşıyan bu depo ve dükkân-ı Rabbânî, ne derece o fabrikadan büyük ve mükemmel ise, okuduğunuz veya okuyacağınız fenn-i iâşe mikyasıyla, o kat’iyette ve o derecede küre-i arz deposunun Sahibini, Mutasarrıfını, Müdebbirini bildirir, tanıttırır, sevdirir.” (Şuâlar, Meyvenin Altıncı Meselesi)

Saksıdaki çiçekler, mutfaktaki soğan, sarımsak dolabın içindeki elma portakal ve envai çeşit meyve sebzeleri düşünelim. İlk başta çok güzel kokan çiçek kokusu bile sürekli duyulsa belli bir zaman sonra insan rahatsız olur. Hele kötü kokuların sürekli duyulduğunu düşünsek, ne kötü bir eziyet olurdu değil mi? Cehennemde ki azap türlerinden biride kötü koku olacakmış. Allah her türlü cehennem azabından bütün inananları korusun inşallah. Banyolarımızı ya da kötü kokan eşyalarımızı temizleyip kapısını kapatıyoruz. Kokularını örterek engellemeye çalışıyoruz. Biz bunları tam anlamıyla başaramıyoruz bile. Ama, Allah Celle Celalühü incecik maydanoz dalına eşsiz güzel kokusunu saklayabiliyor. Kopardığımız zaman kokusunu vermek üzere de görevlendiriyor. Zikrini ona yaptırıyor. Soğanı isterse gözünüzün önünde tutun soymadan, kesmeden kokusunu verdirmiyor. İçinde saklayabiliyor. Her şeyde görmek istersen Rabbimizin esmalarını görebilirsin. Bunların yanı sırada başka bir tefekkür kapısı olarak bakarsak, yarattığı kullarına Rızık verme özelliği ile Rezzak, temizleme özelliğiyle Kuddüs, kötü olanları saklama örtme özelliği ile Settar, isimleri tecelli ediyor çok az bir düşünce anında bile. Sadece kullandığımız eşya ya da rızıklarda sınırlı kalmayıp biraz geniş alanda düşünsek!. Biz insanlar birçok maddî manevî hastalık içindeyiz. Düşünün ki sadece bizimle kalmayıp bütün kâinat bu şekilde bütün güzel çirkin her şeyini dışa vermiş olsaydı inanın bir saniye bile yaşamak istemezdik. Şimdi baharın en güzel zamanında kuru dalları inanılmaz derecede çiçekleriyle süslediği gözlerin bile hayran kaldığı saatlerce bakıp daldığımız şu günlerde nasıl rüzgârıyla koca kâinatı süpürüp temizliyor. Arkasından bulutlarındaki su hazinelerinden yağmur damlalarını tane tane akıtıp usûl usûl yapraklarını, dünyanın maddî manevî kirini yıkıyor. Biz evlerimizi kendimizi temizlemeye bazen gücümüz yetmez iken Cenâb-ı Allah hiç zorlanmadan asla vaktini geçirmeden tam zamanında yapıyor. Her yere anında yetişebiliyor. Bizler de kâinatta olan bu güzellikleri ve özellikleri ülfet (alışkanlık) peyda edip, görmemezlikten gelmeyelim. Rabbimizin büyüklüğünü Esmalarını kör tabiata bahşetmeyelim. Bir çiçeği yarattığı gibi koca bir baharı da hiç zor gelmeden kolayca yaratabilir. Allah gözlerimizdeki perdeleri kaldırmayı gerçeği görmeyi nasip etsin inşallah.

Yazar Hakkında: Nurban Kaya

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*