Toplumsal şiddet ve çaresi

Kişiye sıkıntı veren duygulara hâkim olabilme, duygusal sağlığın anahtarıdır. İnsanın kendini iyi hissetmesi için tatsız duygulardan kaçınması gerekmez. Ancak duyguların kontrolden çıkmaması gerekir.

İnsan ne zaman hangi duygunun rüzgârına kapılacağını kontrol edemeyebilir. Ancak içinde bulunduğu duygunun ne kadar süreceğini belirlemek tam bir irade işidir. Kişinin en zor kontrol edebildiği duygu ise öfke duygusudur.

Kişinin kendini sürekli haklı çıkaran iç konuşmaları, öfke duygusunu iyice artırıcı ve kontrol edilmez hale getirir. Öfke anı üzüntüden farklı olarak kişiyi daha enerjik ve güçlü kılar ve hatta coşturur.

İnsan öfkelendiği şey hakkında ne kadar uzun süre düşünürse öfkesini haklı çıkaracak pek çok sebep bulabilir. Yani kafayı takmak, dönüp dönüp düşünmek öfkeyi körükleyecektir.

Öfkenin sebebi kişinin kendi iç dünyasındaki bazı sebepler olabildiği gibi dış etkenler de olabilir. Sinirleri bozucu ve şiddet ihtiva eden haber ve filmler öfkeyi alevlendiren dış etkenlerden biridir. Belki de günümüzde işlenen vahşice cinayet ve suçların artmasının ve yaygınlaşmasının temelinde bu durum olabilir. Medya vasıtasıyla duyurulan her türlü olumsuz haber insanların duygu dünyasında ciddî tahribatlara yol açmakta, kuvve-i maneviyeleri kırmakta, hayata, dünyaya daha ümitsiz gözlerle bakmaya sebep olmakta ve insanın içinde uyuyan vahşi ve şer duyguları harekete geçirmektedir.

Son günlerde yaşanan toplumsal hareketlilikler ve bu hareketliliklerin içerisinde yaşanan öfke ve şiddet görüntülerinin bir sebebi de öfkenin öfkeyle beslenmesi ve topluluk psikolojisi ile hareketin neticesinde aklın, sağduyunun hiddeti frenleyememesi ve patlayarak şiddete dönüşmesidir. Bu evredeki kitleler artık mantık sınırlarını aşmış, intikam ve misillemeden başka bir şey düşünemez hale gelmiştir. Toplumsal hareketliliklerin bu olumsuz yönlendirilmesinde hiç şüphesiz öfkeleri alevlendirecek ayrıştırıcı ve ötekileştirici söylemlerde bulunan siyasilerin de katkısı çok fazladır.

Genel olarak toplumsal şiddeti ortaya çıkaran sebeplere baktığımızda öncelikle gerek kişilerin gerekse cemiyet veya siyasî teşekküllerin saplantılı, sabit ve önyargılı biçimde “En doğru yol benimkidir, başkasınınki yanlıştır, batıldır ve yaşama hakkı yoktur” düşüncesidir.

Farklı ve karşıt fikirlere paranoyakça yaklaşım, kişilerin kendilerinden farklı düşünenlere hain nazarıyla bakması, umumun mukaddes değerlerinin bir kitlenin veya bir teşekkülün tekeline alması şiddeti doğuran sebeplerden bazılarıdır.

Demokrasinin hâkim güçler tarafından yozlaştırılması menfaatlerin ön plana çıkması “lastikli kanunlar” ile çifte standart uygulamaları haksızlıklar, adaletsizlikler yine toplumsal şiddeti arttıran sebeplerdendir.

Ayrıca siyasî arenada muhalefetin veya farklı düşünce gruplarının da demokrasiyi yozlaştırması hak ve hukuk mücadelelerinde illegal yöntemleri kullanmaları, çıkar çatışmaları yapmaları toplumu öfkelendiren ve şiddete sevk eden etkenlerdendir.

Toplumun, idareci konumunda olanların çıkar kavgalarına şahit olması ve onlara olan güvenin sarsılması vatandaşın ekonomik, siyasî güvenlik açısından kendini güvende hissedememesi ve geleceğe dair ciddî kaygılar taşıması da toplumu geren bir diğer faktördür.

İnsanların adaletle ilgili mercilere güvenmemesi, adil yargılanmanın su-i istimalleri, ceza kanunlarının caydırıcılık ve ıslâh ediciliğinin olmaması, kısacası zalimin zulmünün yanına kalması gibi durumlarda eğer bir Mahkeme-i Kübra düşüncesi kişilerde hâkim değilse kendi hakkını kendi almak nevinden bir duyguyla şiddete yönelecektir.

Ötekileştirici, ayrıştırıcı söylemlerin bolca kullanıldığı bu günler ve daha gerilerdeki temel bazı yanlış felsefe ve izmler belki de şiddeti körükleyen en önemli sebeplerdendir. Elbette daha pek çok sebep saymak mümkündür. Ancak gerek bizim ülkemiz gerekse âlem-i İslâm’daki şiddet olaylarının temelinde yatan başlıca problemler bunlardır.

PEKİ SONUÇ OLARAK NE YAPMAK LÂZIMDIR?

Şiddetin sebep olduğu şeyleri tek tek yok etmek en öncelikli adımdır. Yani “Hak, sadece benim mesleğimdir, diğerleri batıldır yanlıştır” felsefesinden kurtulmak, farklı fikirlere ve görüşlere düşmanca yaklaşımı terk edip karşıdakini ikna etmek gerekir. Zira “Medenilere galebe çalmak ikna iledir. Söz anlamayan vahşiler gibi icbar ile değildir.” (Hutbe-i Şamiye)

Devletin bütün bürokratlarının tekrar halkın güvenini kazanması bunun için de şeffaf politikalar üretmesi ve bunun da ötesinde vicdanlı insanların iş başına gelmesi gerekecektir. Zira her insanın başına bir polis dikemezsiniz lâkin vicdan polisini iman ile harekete geçirirseniz gereken güveni kazanabilirsiniz.

Adaletle hükmetme, ötekileştiren felsefeler yerine kucaklayıcı, şefkat odaklı kanunlar ve uygulamalar şiddetin panzehiri olacaktır.

Elbette toplumsal şiddetin körükleyicisi medyanın yani gazetecilerin de edepli olması, ahlâkî değerlere dikkat ederek yayıncılık yapması da şiddeti durduracaktır. Çünkü medyanın, kitleleri kışkırtan işlevi herkesçe malûmdur.

Din, vicdan ve fikir özgürlüğü serbest-i kelâm gibi hakikî hürriyetlerin önünü açacak kanunlar ve muameleleri arttırmak yine çözüme dönük olmazsa olmaz şartlardandır.

Hasılı, daha fazla demokrasi, müsbet hareket dersleri, kişinin kendisine hâkim olabilme ve başkalarına şefkat edebilme iradesinin güçlendirilmesi inşaallah günümüz problemlerinin kısa vadede olmasa da uzun vadede çözümü olacaktır.

Yazar Hakkında: Yasemin Yaşar

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*