Uzaydan canlı yayın

NASA, bir televizyon kanalı aracılığı ile hafta sonu Uluslararası Uzay İstasyonu’ndan canlı yayın yaptı. “Uzay yolunda neler oluyor, astronotlar oradaki hayatlarını nasıl sürdürüyor, uzaydan dünyamız nasıl görünüyor, uzayda ne tür çalışmalar yapılıyor ve bu çalışmalar ne anlama geliyor?” gibi izleyicilerden gelen soruları cevaplayan astronotlar, muhteşem kelimesinin anlatmaya yetmeyeceği, tarifi imkânsız duyguların içimizi kapladığı bir canlı yayına imza attılar. Astronotlar bu yayınla; dünyamızın Kitab-ı Kebir-i kâinat oluşunu dikkatli nazarlara hem gösterdiler hem de kendilerine sorulan sorular eşliğinde Üstadımızın “Nev’imle iftihar ediyorum” sözünün boyutlarını gözler önüne serdiler.

Programda, astronotların mikro yerçekiminde aylarca nasıl yaşadıkları, baş aşağı nasıl uyudukları, nasıl dinç kaldıkları, günlük ihtiyaçlarını nasıl giderdikleri gibi merak uyandıran sorular da cevap buldu. Houstan’la HD kameralar eşliğinde kurulan bağlantılardan dikkat çekici, insanı hayrette bırakan görüntüler ortaya çıktı. Her doksan dakikada bir dünyanın yörüngesinde tam bir tur atan uzay istasyonu bizlere bir yandan muhteşem bir görsel şölenin sunarken bir yandan da derin düşüncelere gark etti.

Uzay istasyonu, uzaydan bakış açısının verdiği avantajla dünyamız üzerindeki bütün coğrafi değişimlere hâkim, dünyamızın bütün hareketlerini gözlemliyor. Program sunucusunun şimdi Japonya üzerindeyiz, az sonra Hindistan’da olacağız, güneş şu anda Asya kıtasının üzerine doğmak üzere gibi uzay istasyonundan canlı olarak bize verdiği bilgiler, mağrur ve kendini bilmez dünyamızın aslında ne kadar küçük ve acz içinde olduğunu bizlere gösteriyordu. Küllî bir bakış aslında ne kadar da gaflet içinde olduğumuzu da gözler önüne seriyordu.
Bu canlı yayının bize öğrettiği çok şey var aslında. İnsanın bilim ve teknikte kaydettiği ilerlemeleri ve insanlık olarak iftihar edebileceğimiz gelişmeleri bir yana bırakırsak ibretlik tablolar halinde gözlerimize sokulan bir iki meseleye değinmek istiyorum.

Canlı yayın görüntüleri; acz ve fakrımızın mahiyetini kavrayamadan sağa sola cakalar satan, dünyanın patronluğuna soyunan, dünyayı kana bulayan, minicik dünyanın merkezine kocaman enaniyetini yerleştiren bizlerin aslında ne kadar ahmak, nankör, garip, fakir ve aciz olduğunu gösteriyordu. Sen sana verilmiş küçücük bir hayatınla, sana oyalanmak için sunulmuş küçücük bir toprak parçasında mahiyetini anlayamadan hoplayıp zıplayadur. Yaşadığın toprakların başka alemlerin tarlası olduğunu düşünmeden kırıp döküver. Küllî bir göz diyor ki: “Senin her hareketini gözlüyorum, senin her hareketini biliyorum, senin her şeyini kaydediyorum. Eneyi terk et, azgınlığı bırak, kendine gel.”
Uzay bakış açısı zihnimizi kurcalamaya devam ediyor. Mavi gezegenimiz uzayda küçücük bir nokta. Minicik; ama ihtişamlı bir nokta… Bu ihtişamı bozan insan eli… Canlı yayın sırasında pek de belli olmuyor; ama sanat-ı Rabbanî olan dünyamız, kendi küçüklüğünün zıddına büyük zulümlerin, kanlı hadiselerin yaşandığı, fitne ve fesatlarla bozgunlara uğratıldığı kanlı bir arena. Spiker “şu anda şu ülkenin üzerindeyiz” derken şunları düşündüm: Her ülke bin dert, bilhassa İslam coğrafyası…  Suriye’de çocuklar ölmeye devam ediyor, zulm ile abad olanlar çoğalıyor, zulüm dünyanın dört bir yanında hükmünü icra ediyor. Mısır’da mezar evlerine mahkum edilen garipler, günlük bir doların altında açlığa mahkum edilenler efendilerinin hışmına uğramaya devam ediyor. Ortadoğu yalnızca bir toprak parçası değil, kanlı bir coğrafyanın adı. Bangladeş, Pakistan, Hindistan cadı kazanı gibi kaynamaya devam ediyor. Ülkemde seçim kampanyası adı altında savaş çığırtkanlığı, iftiralar, kavgalar, çatışmalar, kutuplaşmalar… Bir baba henüz doyamadığı oğlunu gözyaşları içinde toprağa veriyor. Bir annenin amansız bir hastalığa yakalanmış bebeği için imdat çığlıkları dünyayı sarıyor. Kimileri tapeler peşinde, kimileri hesaplarını şişirme telaşında… Biraz Kuzey’de savaşın eşiğinden dönen Kırım’da referandum… Batı ayrı âlem… Vur patlasın çal oynasın… Bütün aymazlıklarımızı, Firavunlaşmış ruhlarımızı, kendini kaybetmiş benliklerimizi bir canlı yayın yüzümüze çarpıyor. Kendinize gelin, dünya sandığınız kadar büyük değil, diyor.

Uzaydan bakınca böyle görülüyor. Dünya dönüyor, bir mezar-ı ekbere doğru yolculuğuna hızla devam ediyor.

Yazar Hakkında: Ahmet Dursun

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*