Yaşlıların dünyası

Yaşlı insanların kendilerine ait masum, sıcak, samimi ve pembe dünyaları vardır. İleri yaşından kaynaklanan rahatsızlıklardan, unutkanlıklardan, endişe ve korkulardan, hayal ve hülyalardan müteşekkil zaman ve mekân algısı dışında kendilerine ait hususî bir dünyada huzur bulmaya çalışırlar bazen…

Hele ileri seviyede Alzheimer (Alzaymır) vb. rahatsızlığı olanların gerçek hayatla çelişen tavırları, tutkuları, takıntıları olduğu zaman; onun huzurunu bozmak pahasına ısrarla, inatla, zorla bir şeyleri dayatmak, anlatmak, uygulamak yerine zararsız olan orta yolu bulmak, oluruna bırakmak ve kendi dünyasında kurduğu mutluluğunu bozmadan tedbir almak gerekir.

İnsanlarla fazla konuşmayan fakat daha çok bahçedeki ağaçlarla, bitkilerle ve çiçeklerle meşgul olan Hüseyin Amca bir gün odama geldi. Çok önemli ve gizli bir bilgi vereceğini söyledi. Kendisini dinliyorum: “Şu koltukta oturan kişi var ya, onu İstanbul’dan tanıyorum, çok meşhur birisidir. Eski yeraltı dünyasının adamı, senin anlayacağın mafya, mafya! Yaşlanınca isim değiştirmiş, buraya girmiş. Çok tehlikelidir. Buranın başına iş açabilir, sana söylemesi benden! Açıkçası ben de ondan çok korkuyorum. Belâ adamdır, uykularım kaçıyor!” dedi.

Alabildiğine huzursuz ve korku içinde olan Hüseyin Amca, belli ki kendisi için sorun olarak gördüğü bu konuyu kafasında çok büyütmüş. Söylediklerine inanmadığımı belli etmeden, konuyla ilgileneceğimi, emniyetten araştıracağımı söyledim. Onun yersiz endişe ve korkusu, başkaları tarafından fark edilirse, şaka ile takılarak rahatsızlığın boyutlarının artacağını bildiğimden, kimsenin bilmemesi gerektiğini, ikimizin arasında bir sır olarak kalmasını istedim.

Daha sonra karşılaştığımızda tedirginliği, korkusu ve endişesi daha da artmış vaziyetteydi. Araştırdığımı, aldığım bilgilere göre, bu şahsın bahsi geçen: “Muharrem Kitapçıyla” alakasının olmadığı söylesem de bir türlü ikna olmuyordu.

Onun korktuğu, zavallı yaşlının bunların hiç birinden haberi yoktu. Kötü adam sanılarak korkulan şahıs, yaşlanmış, melekeleri zayıflamış, rahatsızlıkları artmış, sessiz, sakin, kendi halinde ve uyumlu bir yapıya sahipti. Hattâ kendi ihtiyaçlarını bile karşılamakta zorluk çekiyordu. O haliyle kazara Hüseyin Amcaya: “Gel buraya!” dese ya da öksürse korkudan kalp krizi geçirecek kadar korku onun hayatını, duygularını tamamen sarmıştı.

Bahse konu, korkulan yaşlı, İstanbul’daki bir huzurevine naklini istemişti. Naklinin çıktığına dair yazı elime ulaşınca Hüseyin Amcayı çağırdım. Onu hem haklı çıkması, hem de rahatlaması gerekiyordu. Bir iş başarmışlık edasıyla elimdeki kâğıdı evirdim, çevirdim: “O şahsın gerçekten senin bahsettiğin gibi birisi olduğu, bu yüzden buradan uzaklaştırdım.” deyince Hüseyin Amcanın sevincinden yaptığı duaların haddi hesabı yoktu.

Bu tür vakalara bakarak kendi eksiğimizi, kusurumuzu, yanlış takıntılarımızı, güvensizliğimizi görmeliyiz. Öfke, korku, yanlışta ısrar gibi gerçeğe uymayan zararlı duygularımızı kontrol altına almalıyız. Kişilik ve davranış bozukluğu varmış gibi algılanmamak için farkındalıklar kazanmalıyız.

Bu tür yaşlıların takıntılarında aksi fikirleri ısrarla savunmanın kişiyi rahatlatmak için bir faydasının olmadığı, başka çıkış yolları aramak gerektiğini görmüş olduk.

Yazar Hakkında: Muzaffer Karahisar

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*