Bağban bağistanını sele verirse…

Milletin vahdetini zir-ü zeber niyetiyle, haricî dinsiz cereyanların içimize soktuğu “hizipçilik” veya “takım taraftarlığı” gibi fitneler öyle tuttu ki…

Meseleye hâkim görünen hükümetin hışmına uğramama uğruna medyamız dut yemiş bülbüle dönmüş. Havuz denilen ve mahiyeti bizce meçhul finans kaynaklarından beslenen dokuz ulusal gazete ile yirmiyi aşkın ekranın üfürmeleriyle hipnoza yatırılmış millete doğruları seslendirmek, neredeyse cinayetle eşdeğer hale geldi ülkemizde… George W. Bush’un günlerini öyle andırıyorlar ki; “ya yanımızdasınız ya karşımızda…” Ve “İdaremizde karşımızdakilere hayat hakkı tanımıyoruz” dercesine…Savaş ve çatışma psikolojisi ile mücadeleyi kazanmak…W. Bush’un ikinci dönemi savaş psikolojisiyle kazanılmıştı. Neslimiz merhum Zülfikar Ali Butto’nun seçimleri kazanma uğruna Hindistan’la giriştiği savaşları iyi hatırlar. Milletin büyük bir kısmını tutsak alarak birileriyle savaşa tutuşmak…Maddeten rantlardan, manen çatışmalardan beslenen hükümetlerin hikâyesini anlatıyoruz. Karşınızdakiler PKK olabilir, Ergenekon olabilir, paralel yapılar, hatta ve hatta ABD ve AB de olabilir. Yeter ki iktidar kaybolmasın: Vatanın parçalanma tehlikesi, milletin camilerdeki namaz saflarında ayrışması, ümmetin fitneyle birbiriyle uğraşması, ülke kaynaklarının köpek balığı fonlarına ve çekirge sürülerine peşkeş çekilmesi…Bütün bunlar iktidar ve rant hırsıyla ileri atılanları hiç, ama hiç ilgilendirmiyor. Süfyaniyetin ümmet içinde nifak ile galebesi ne kadar dehşetli oluyormuş meğer…

Şu girizgâhtan sonra bazı derin endişelerimizi siz sevgili okuyucularımızla paylaşmak istiyoruz. İsterseniz meseleye efkâr-ı ammenin takip ettiği adeseden bakarak girelim. Yani 2011’e kadar AKP kadrolarınca yere göğe sığdırılmayan “cemaat”in aniden “düşman” formatına yerleştirilmesi… Devlet içinde devlet kurdukları iddia edilen ve ihanetle suçlanan bu ekiplere yapılmış bunca suçlamalara rağmen, mahkemelerce suçun tesbit edilmeyişi milleti birbirine düşürmüş durumda. Paralel yapı iddiasıyla “cemaat”in suçlanması, bize vaktiyle en üst seviyede misafir edilen Beşşar-Esma Esadların aniden düşman ilân edilmelerini tedai ettiriyor. Arap Baharı öncesinde Taksim’deki “Şam-ı Şerif günlerini” tekrar hatırlamaya çalışalım. Sınırımızdaki Bakanlar Kurulu toplantıları…12 Eylül Referandumunda AKP’yi yüceltmek üzere Avrupa’dan Türkiye’ye kiralanan uçaklar, kapı kapı dolaşan cemaat ve bugün suçlanan aynı cemaat…Yedi ay gibi kısa bir süre sonra “Suriye’nin haritadan silinmesine” yardımcı olan AKP, bugün de dün sıkı fıkı olduğu “cemaat”i bitirme sürecini başlatmış durumda. Milletin zihni istifhamlarla dolu. Bakışlar o denli karışık ki… Cemaatin okullarına misyon yükleyen, Türkçe Olimpiyatlarını âlâyı vâlâ ile açan ve Tuskon ile Afrika’ya açılan AKP’li idareciler gitmiş, yerlerinde aynı kadroları her gün ihanetle suçlayan yeni şahsiyetler dünden kalan simalarıyla konuşuyorlar bugün…

Millete izahı fevkalâde zor ve millî bünyeyi fitneyle sarsan bu mesele, devlet nezdinde mahremce takip edilip hukuk prensiplerine uygun şekilde sonlandırılmalıydı. Mahkemelerin siyasî baskılardan azade kararlarıyla tesbit edilen bir suç varsa suçlu millete izah edilmeliydi. 17 Aralık süreciyle birlikte devletin kolluk kuvvetlerine, yargı birimlerine ve mülkî amirliklerine yapılan müdahaleler, velev ki bazı hususlarda haklı gerekçeleri olsa dahi şu anda hükümeti efkâr-ı amme nezdinde mahkûm ediyor.

AKP  DİNDAR KADROLARI TAHRİBE YÖNELİRKEN…

Türkiye bağistanında, 12 senedir yetiştirmekle övündükleri dindar kadroları bağban, yani Tayyip Bey ve ekibi bugün için tahribe yönelmiş görünüyor. Sebepler ve suçlamalar üzerinde durmayacağız. Devletin bütün esrarına vâkıf Tayyip Bey, mahkemelerin neticelerini beklemeden “kadı yerinde” konuştuğu müddetçe iddiaların inanılırlığı sabun köpüğü gibi eriyor.

Bütün cemaatlerin sebeb-i vücudu olarak kendilerini ilân eden muhakeme-i akliyeleri noksan siyasal İslâmcı ekipler, yalnızca Zaman Grubuyla mücadele ettiklerini iddia etseler de, hakikat öyle görünmüyor. Tayyip Bey’in kontrolsüz hışmından çekindiklerinden medyaya beyanat vermeyen dört-beş cemaat daha var AKP’nin yaptıklarını tasvip etmeyenler arasında…Yeni Asya gibi en büyük hileyi hilesizlikte bulan, 12 seneden bu yana açık ve net kimliğiyle dinin siyasete alet edilmesine itiraz eden cemaatleri Bülent Bey görmeyebilir. Fakat hakikat değişmiyor ki…

Paralel yapı olarak suçlanan cemaatin şu süreçte belki de en büyük şanssızlığı, daha önceleri takip ettiği “kimliğini gizleme” taktiğiydi. 12 Eylül’ün neticesi olan 28 Şubat süreçleri, belki de cemaatleri bu yola mecbur etmiş olabilir. Fakat zaman gösterdi ki, hürriyet üzere hilesizlik bu süreçlerin de dermanıymış. Paralel yapı avına çıkan hükümetin, 12 senedir birlikte çalıştığı kadroları “gök ekini” gibi biçtiğini dışarıdan gözleyenler görüyorlar. Başta Emniyet olmak üzere Yargı, Millî Eğitim ve üniversitelerdeki dindar kadrolar biçildiğinde, yerlerinin kimlerce doldurulacağını herkes biliyor: Kemalist, solcu, mason ve millî duygulardan mahrum müdahaneci gruplar…Bunu hükümete yaptıranlar, belki de ölümü gösterip iktidarı bu cinayete razı ediyorlar. Kim bilir…AKP’nin iktidar yürüyüşünde içerde ve dışarda hangi şartnameleri imzaladığını gizleyenler, belki de herkesin net görebileceği neticeleri bekliyorlardır.

SİYASET CANAVARLAŞTI..

Zaman öyle sür’atli akıyor ki… Hadiselerin gergefteki dokunuşunu göz ile takip imkânsızlaşıyor bazen…Bediüzzaman’ın ifadesiyle “menfaat üzerine dönen siyaset canavarlaşınca” ortak paydaları vatan, millet ve İslâmiyet olmayanların çatışmalarından artık göz gözü göremez oldu… Bu hasis çatışmayı halka “millî dava uğruna düşmanla mücadele seferberliği” tarzında, elindeki onlarca gazete ve ekran ile propaganda eden hükümetin, kendi elleriyle yaptığını yediğini söyleyenler pek de haksız sayılmazlar. Yağmalanan bahçede 12 Eylül öncesinden kalan ağaçların da biçildiğini görünce, hükümetin bu yağmada kendi insiyatifiyle hareket etmediği inancı giderek kuvvet buluyor.

ZAKKUM MEYVEYE DURMUŞ…

Birileri yetmiş beş milyonluk Türkiye’yi basılı, dijital ve sosyal medya aracılığıyla tiyatro seyrine davet ediyor: Artistler, oyuncular, kostümler, sahneler, roller, senaryolar, suflörler…Bin seneden bu yana Kur’an’a bayraktarlık yapmış, cihan medeniyetleri inşa etmiş şu milletin düşürüldüğü cehalet zilletine bakıp bakıp ağlamamak mümkün mü? Ah Kemalizm!…Nifaka bürünmüş habis ruh… Âlem-i İslâmı birbirine kırdırdığı gibi şimdi de Türkiye Müslümanlarını ayrıştırıyor. Çok ince hesaplarla çark öyle işliyor ki, El Kaide safında Müslümanları katleden ruh, şimdi katilden daha şiddetli olan nifak ağını örüyor Anadolu’da… Ömrüne ömür katmak ve biraz daha ”siyasal İslâmcıların” eliyle hayat bulmak için… Bütün mesele Kemalizm denilen zakkum ağacının meyveye durması değil mi? Bütün musîbetler, gıybetler, çatışmalar ve ayrışmalar… Milletin kanıyla besleniyor bu zakkum ağacı…Farkında mısınız?

Yazar Hakkında: Şükrü Bulut

Kendisi şu ana kadar bize biyografisini göndermediği için ayrıntılı bilgi veremiyoruz...

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*