Bu kaçıncı facia?

Soma’daki maden ocağında yaşanan son facia, iktidar kavgaları ve kısır polemiklerle geçiştirilen reel sorunlarımızın en kronik ve yakıcı olanlarından birini yeniden çok hazin ve çarpıcı bir şekilde gündeme taşıdı.

İlgili Bakanın geçen yıl “İş güvenliğini önde tutuyor, onun için verim artıyor” diye övdüğü holdinge bağlı ocakta yapılan son denetimlerde de “mevzuata aykırı bir durum” tesbit edilememiş!

Dahası, 15 gün önce CHP’lilerin verdiği, MHP ve BDP’nin de desteklediği “Meclis Soma’daki maden kazalarını araştırsın” teklifi, iktidar partisi milletvekillerinin verdiği oylarla reddedilmiş…

Ve denetim raporundan iki ay, Meclise sunulan teklifin reddinden iki hafta sonra yaşanan kazanın acı bilançosu hepimizin yüreğini dağladı:

Trafo patlamasının ardından çıkan yangın, metan gazı birikmesi, yerin iki kilometre altında mahsur kalan yüzlerce işçi ve karanlık labirentlerde ekmek parası kazanmaya çalışırken boğularak can veren 200’ü aşkın insan, geride kalan yüzlerce gözü yaşlı anne, baba, eş ve çocuk…

Hangi ateşli siyasî polemik, hangi paralel yapı kavgası bu içler acısı facianın üstünü örtebilir?

Maden ve iş kazalarındaki ölümlerle ilgili olarak hazırlanan raporlardaki tesbitler, genel anlamda çizilen pembe ve parlak tablolarla hiç de örtüşmeyen acı gerçekleri göz önüne seriyor.

Bir tesbite göre, AKP’nin 11.5 yıllık iktidar döneminde maden ocakları ve tersaneler başta olmak üzere işyerlerinde yaşanan iş “kaza”larında can verenlerin toplam sayısı 13 binin üzerinde.

Maden ocaklarındaki ölümler 2011’de 105, 2012’de 77, geçen sene 91 olarak ifade ediliyor.

Bu trajik durum, ancak Soma’daki son faciada olduğu gibi toplu ölümlerin gerçekleştiği olaylarda gündeme geliyor, onun dışındaki münferit vefatlar hiç duyu(ru)lmayıp, sessiz sedasız geçiştiriliyor. Ateş, düştüğü yeri yakmakla kalıyor.

Nazarların çevrildiği toplu ölüm vak’alarında ise tepkileri yatıştırıp gaz almaya yönelik söylemlerle vaziyet idare ediliyor; “Olay bütün boyutlarıyla soruşturulacak, sorumlular belirlenip hesap sorulacak, mağduriyetler giderilecek” nutuklarıyla o gün kurtarılıp hadise geçiştiriliyor.

Sonrasında ise eski tas eski hamam, aynı şekilde yola devam ediliyor. Ta yeni bir faciaya kadar.

Sistemin köklü şekilde ıslahı yerine günü birlik politikalar ve patron çıkarlarına endeksli yaklaşımlarla hareket edildiği için de böylesi “beklenmedik” faciaların önü bir türlü alınamıyor.

Bunlar işin maddî boyutu. Manevî cihetini ise Bediüzzaman’ın “Kanun namına kanunsuz hıyanet eden, ilişen, o memlekete, o biçare ahaliye bir umumî tokada vesile olur” (Emirdağ Lâhikası, s. 144) ikazı çerçevesinde tahlil etmek lâzım.

Vefat eden işçilerimize Allah’tan rahmet, kalanlara sabır, idarecilere iz’an ve basiret diliyoruz.

Yazar Hakkında: Kazım Güleçyüz

Kendisi şu ana kadar bize biyografisini göndermediği için ayrıntılı bilgi veremiyoruz...

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*