Mevlüt Polat Ağabey’in ardından

mevlut_polatFani dünyadan, ebedî âleme sevkiyat hiç durmadan ve hız kazanarak devam ettiği halde “Hiç ölmeyecekmiş gibi” dünyaya bağlanmayı tercih ediyoruz. Bu yanlış tercihin bir sebebi de, Kur’ân-ı Kerîm’de hatırlatıldığı üzere insanoğlunun ‘zalim ve cahil’ (Ahzab Sûresi, 72) olması olsa gerek.

Rakamlar doğrular mı bilemiyoruz, ama bazı mevsimlerde ölümlerin arttığı gibi bir kanaat var. Bahar ayları da ölümlerin arttığı aylar arasında sayılıyor. Bu aylarda gerek akraba ve gerekse dost, ahbap ve ağabeylerimizden ebedi âleme göçenler oldu. Hatta geçen ay bir cenaze için Rize’ye gittiğimiz gün, İstanbul’da bir akrabamız vefat etti ve İstanbul’daki cenazeye katılamadık… İnancımıza göre ölüm gibi cenazelere katılıp katılamamak da kader ile tayin edilmiş durumda.

Geçen hafta bir vesile ile yine Çayeli’ne gitmek icap etmişti. Dönüşte uçaktan inip otobüse bindiğimiz sırada aynı uçakla Trabzon’dan geldiğimiz bir yolcu arkadaşını aradı. Konuşmaları mecburen duyduk. Meğer, onlar uçaktayken Rize’deki bir akrabaları vefat etmiş. Hemen bir bilet bulup tekrar Trabzon üzerinden Rize’ye dönmeleri gerektiğini söylüyordu.

“Allah’ın nasibi” diyerek biz de geç saatlerde eve ulaştık. Sabaha karşı cep telefonuna gelen bir mesajda, Ümraniye’de oturan ve aynı zamanda yayınlandığı ilk günden itibaren Yeni Asya okuyucusu olan Mevlüt Polat Ağabeyin vefat ettiği bildiriliyordu. “Kalu inna Lillahi ve inna ileyhi raciun” diyerek ruhuna Fatihalar gönderdik ve cenaze namazına katılmaya niyet ettik.

Mevlüt Polat Ağabey’i uzun yıllar önce tanıdık. Oğlu Nedim Polat’la bir ara Yeni Asya’da beraber çalıştık. Genç yaşta vefat eden diğer oğlu Mustafa Polat’ı ise [Yeni Asya’nın ilk ‘baş yazar’ı Mustafa N. Polat ile karıştırmamak lâzım. Ama bu bu vesile ile onu da rahmetle hatırlayalım] tanımamış olsak da, hakkında çok hizmet hatıraları dinledik.

Mevlüt Polat Ağabeyle bir Avrupa seyatinde beraber (Almanya-Fransa-Avusturya) olmuştuk. Mevlüt Ağabey’in vefatı vesilesiyle eski notlara bakınca 18 Nisan 2004 tarihinde Düsseldorf’ta buluşarak Fransa’ya hareket ettiğimizi gördük. Vefat tarihi de bir Cuma akşamı olan 17 Nisan 2014’ü 18 Nisan’a bağlayan gece…

Mevlüt Ağabeyle beraber olduğumuz o seyahatte gittiğimiz her ‘dershane’de Risale-i Nur’lardan bölümler okundu. Mevlüt Ağabey hiç yorulmadan okudu, anlattı, anlattı… Sorulara cevap verdi ve her defasında nazarları Risale-i Nur’a celbetti.

Mevlüt Ağabey’in namaz ve namaz tesbihatı konusundaki hassasiyetine de o seyahat esnasında şahitlik ettik. Arabada dahi olsa tesbihatlar ihmal edilmedi.

Üstad Bediüzzaman Said Nursî hayattayken Risale-i Nurları tanıdığı halde Mevlüt Ağabeyin onu ziyaret etmesi nasip olmamış. Mevlüt Ağabey’in, ziyaret için izin istediği merhum Mehmet Kayalar Ağabey, izin vermeme sebebini şöyle izah edermiş: “Bak kardeşim ben de sizin gibi gidip Üstad’ı görmek istiyorum, ama Üstad tarassud altında. Hem siz askerî şahıslar olarak gittiğiniz takdirde Üstad’a zarar verirler. O nedenle sizin gitmeniz doğru değil.”

Yatsı namazı için gittiği camide Hakkın rahmetine kavuşan Mevlüt Ağabey’i, 18 Nisan Cuma günü Karacaahmet’deki Şakirin Camii’nde Cuma namazı sonrası kıldığımız cenaze namazıyla ebedi âleme uğurladık. Mekânı Cennet olsun inşallah. Bu vesile ile ebedî âleme göçen bütün iman ehline Allah’dan rahmet ve mağfiret niyaz ediyoruz.

Yazar Hakkında: Faruk Çakır

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*