Öğretmenim canım benim

On bir yaşlarında küçük bir kız çocuğu…

Henüz hayatın acı yüzüyle karşılaşmamış. Her geceye kahkaha seslerini emanet bırakıp uyuyor. Sabah erkenden uyanıp okul yolunda koşturuyor.

Müfettiş gelecekmiş o gün. Öğretmen sınıfa girer girmez, heyecanla üzerine basa basa söylüyor: “Müfettiş gelecek. Sorduğu sorulara dikkatli cevap verin.” Sınıftaki öğrenciler heyecanlanıyor ve birden kapı açılıyor, içeriye müfettiş giriyor.

Küçük kız müfettişe bakıyor. Upuzun boyu var; ama saçları yok. Birazcık göbeği de var. Sevimli bir adam. Soruyor: “Türklerin ilk anayurdu neresi?” Bütün sınıfın parmağı havada. Bu kadar kolay soru olur mu? Küçük kızın gözleri ışıl ışıl. Müfettiş, haydi söyle, dediğinde, heyecanla “Türkiye” diyor. Sınıfta bir sessizlik… Öğretmenin yüzü değişiyor, bakışları sertleşiyor ve küçük kızın yüzüne hüzün düşüyor. Zil çalıyor ve öğrenciler dışarıya çıktığında, küçük kız sırasında öylece kalakalmış oturuyor. Derken, ders başlıyor ve öğretmen sınıfa girdiğinde söylediği ilk cümle: “O gerizekâlı nerede?”

Yıllar sonra bu olayı anlattığında, gözlerinin dolduğunu fark ettim. “Şimdi ilkokul yıllarımı her hatırladığımda, hafızamda bu anı canlanır ve canım sıkılır, moralim bozulur. Hıçkıra hıçkıra ağlamak isterim. Küçük bir kız iken yüreğime hüzün düşüren o öğretmeni hiç affedemiyorum ve hakkım var ise eğer, onu da helâl etmiyorum” dediğinde ise, susmaktan başka bir şey gelmedi içimden.

Öğretmenlik önemli bir vazife… Öyle ki, yıllar sonra sizi hatırlayan bir yetişkin dilin ya bedduâ ya da hayır duâsında olursunuz. Ve siz bu ahlardan ve duâlardan habersiz olarak yaşarsınız ve kader bir yerlerden adalet ettiğinde ise sebeplerini sorgularsınız.

Peki şimdilerde nasıl? İstisnalar hariç, hiçbir şey değişmemiş. Bir telefon sohbetinde, kızının ilkokul birinci sınıftaki hâllerini anlatıyor arkadaşım. Anlattıkları şöyle: Emekli olmasına üç yıl kalmış bir öğretmen yirmi üç Nisanda okulun kermesine pasta yapan çocukların ismini sayıyor ve “bu çocuklar okuluna sahip çıkan çocuklar…” dedikten sonra okulun kermesine hiçbir şey yapmayan çocukların ismini sayıyor… “Bunlar da okuluna sahip çıkmayan çocuklar…“ diyor.

İçim titriyor, bu hali insanlığın hiçbir yerine sığdıramıyorum. Çocuklar sadece anne babaları tarafından zarara uğratılmıyor, bir de sözde eğitimciler tarafından zarara uğratılıyor.

Artık çocuklar fizikî şiddet görmüyor; ama fazlasıyla duygusal şiddet görüyorlar. Sonrası ise tam bir facia… Duyarsız, umursamaz ve lâkayt çocuklar kalıyor elimizde. Bu fatura ise yine bize kesiliyor.

Unutulmamalı: Bir çocuk bir aile, bir aile bir nesil ve bir gelecek demek.

Yazar Hakkında: Saadet Bayri

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*