Sıkıntıların üstesinden gelmek

Köşemizin adını aldığı huzurevi ortamında uzun süre, hızlı tempoyla ve aşırı sorumluluk duyarak çalışmak, yaşlı, hasta, muhtaç, yetersiz ve kederli insanlara hizmet götürmenin heyecanıyla her şeyin üstesinden gelen bir insan olduğuma inandırdı.

Çok sayıda personelin ve yaşlıların her türlü sorunlarıyla ilgilenmek, çözümler üretmek, zorlu ve kapsamlı idari işleri, işlemlerdeki tehlikeleri bertaraf ederek yerli yerince sonuçlandırmak gittikçe cesaretimi artırıyordu.

Uzun yıllar boyunca herkesin, her konuda benden beklentileri, istekleri oluyordu. Benim planlı, programlı, ölçülü, adaletli, insaflı, vicdanlı kararlarım, inisiyatiflerim, davranışlarım olması gerekiyordu. Her problemi en iyi çözümleyen, her beklentiye müspet cevap veren, verdiği karardan pişmanlık duymayan ve insanları incitmeyen, kırmayan bir mizacım olmalıydı.

Derdi, problemi, kederi, sıkıntısı, stresi olan insanların bulunduğu böyle bir hizmet atmosferi içersinde uzun yıllar geçerken kendimi mülahaza ettim. Yıllar hızlı geçiyordu. Seneler önce huzurevini ziyarete gelen okul çocukları, daha sonra öğretmen olmuşlar ve öğrencilerini huzurevine ziyarete getirdiklerinde idareci olarak karşılarında yine aynı simayı gördüklerinde hayretlerini gizlemiyorlardı.

Demirden, taştan olmayan bedenim ve ruhumun uzun yılların etkisiyle farkına varmadan stres, yorgunluk, usanmışlık, verimsizlik hatta tükenmişlik sendromuna ya da fark etmediğim bedensel ve ruhsal bir rahatsızlığa adım adım sürüklenir miyim diye murakabe etmeliydim.

Herkesin kendi sorununa çareler beklediği, çözüm için başvurduğu, insanın gücünün, kudretinin ve metanetinin azalması, zayıflaması ihtimalin dâhilinde tehlike mesajı veren sinyaller belirebilirdi.

Hizmet verirken hasta, aciz, zayıf, başkasının yardımına ve desteğine muhtaç hizmet alan bir insan durumuna düşebilirim.

Bütün ihtimallere ve olumsuzluklara karşı koruyucu, önleyici tedbirler, çareler iyi analiz edilmeliydi. Herzaman verimli, huzurlu, mutlu ve başarılı olmanın formülleri benliğimde ve iç dünyamda cevabını bulmalıydı.

İnsanların maddi ve mânevi hayatlarına yön veren Risale-i Nurlar, gurur, enaniyet, tembellik, ümitsizlik gibi mânevi hastalıklardan kurtuluş reçetelerini vermiş. Güzel görmenin, güzel düşünmenin ve hayattan lezzet almanın sırlarını anlatmış. Dünyanın geçici, fâni, zail kırılacak şişe hükmünde olan umurunu, ahiretin baki elmaslarına tercih etmemek gerektiğini ders veriyordu.

İçinde bulunduğum huzurevi hizmetlerinin insan ruhunu örseleyen, yıpratan atmosferinin dışında bulunmak için sürekli hizmet aksiyonu içersinde koşturmanın, Risale-i Nurları okumanın ve hizmet kervanı içerisindeki genç, dinamik, idealist, şevk ve heyecan dolu gençlerle teşrik-i mesai yapmanın faydaları tecrübeyle görülüyor.

Çağımızda, şehir hayatında benzer mesleklerde ve iş hayatının insan ruhunu bunaltan sıkletli atmosferinden kurtulmanın çarelerini hastane köşelerinde psikologlardan, psikiyatristlerden çareler aramak yerine Kur’ân’ın insanlığa şifa bahşeden hakikatlerine sımsıkı sarılmak gerekiyor.

Yazar Hakkında: Muzaffer Karahisar

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*