Ya Rab, siyaset uğruna ne değerler batıyor

Herşeyin bir bedeli vardır. “Deccalizmin (süfyanizmin-Kemalizmin)” kurguladığı, “menfaat, yalan, dolan, hile, tuzak, fitne, fesat” üzerindeki canavar siyasetin bedeli nedir?

Çağımızın “siyasetin de tabibi” olan Bediüzzaman, çok çarpıcı bir tesbit yapar: İnsanda, ekseriyet itibarıyla, hubb-u cah denilen hırs-ı şöhret ve hodfuruşluk ve şan ve şeref denilen riyâkârâne halklara görünmek ve nazar-ı âmmede mevki sahibi olmaya, ehl-i dünyanın her ferdinde cüz’î, küllî arzu vardır. Hattâ o arzu için hayatını feda eder derecesinde şöhretperestlik hissi onu sevk eder.”1

İnsan, “makam sevgisi, şan-şöhret” için hayatını nasıl feda eder! Sık sık duyarız: Dağa tırmanan adamlar, çığ altında kaldı, öldü. İşte size taze bir haber: Everest’te 12 dağcının hayatını kaybettiği çığ faciasından Türk dağcı Prof. Gülnur Tumbat sağ kurtuldu. (9 Nisan 2014) İşte bizim dağdan bir haber:

“Türk rehber eşliğinde Ağrı Dağı’na tırmanan 10 kişilik İtalyan dağcı gruptan 1’inin hayatını kaybettiği, 2’sinin kaybolduğu, aralarında yaralıların da bulunduğu diğerlerinin ise mahsur kaldığı bildirildi.” (7.9.2006)

Acaba dağa tırmanmanın maddî ne kadar faydası var, manevî ne kemalatı var? Dağın tepesinde altın mı, hazineler mi var ki, oraya tırmanıyorlar ve ölüyorlar? Hayır, şan-şöhret ve alkışlanmak için dağa tırmanıyor ve ölüyor!

Peki, “müdürlük tepesine tırmanmak” için neyini kaybediyor?

Ya genel müdürlük gibi küçük dağa tırmanmak için neler feda ediliyor?

Ya milletvekilli orta halli dağa tırmanmak için neler feda ediliyor?

Ya bakanlığın büyük dağına tırmanmak için neler feda ediliyor?

Ya başbakanlık, cumhurbaşkanlığı zirvesine tırmanmak için neler, neler feda ediliyor?

Bediüzzaman’ı dinleyelim ve ürpererek kendimize dönelim ve dindarları kendilerine döndürelim:

“Ehl-i âhiret için bu his gayet tehlikelidir. Ehl-i dünya için de gayet dağdağalıdır, çok ahlâk-ı seyyienin de menşeidir ve insanların da en zayıf damarıdır.” (Age)

Ben, makam-mevki uğruna dinini, diyanetini, ibadetini terk eden dindar siyasetçiler gördüm!

Ben, müdürlük, milletvekillik, bakanlık, başkanlık, makamına çıkmak ve orada kalmak için deccalizmin ömrünü uzatan çalışmalar yapan, düzenlemeler getiren dindar, İlahiyatçı siyasetçiler gördüm!

Ben, bir makam uğruna ya Rab, namazını, niyazını terk eden, helâl-haram hassasiyetini kaybeden dindar idareciler, siyasetçiler gördüm!

Ben, başkanlık uğruna kardeşlik duygularını kaybeden, mü’min kardeşine kin, nefret kusan gözü dönmüş dindar siyasetçiler gördüm!

Ya aklını dağıtıp, manevî bir divane, ya fikrini dağıtıp manevî bir ecnebi 2  dindar siyasetçiler gördüm!

Ya Rab, siyaset uğruna ne değerler batıyor!

Dipnotlar:
1- Bediüzzaman Said Nursî, Mektubat, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, 1999, s. 401.
2- Bediüzzaman Said Nursî, Kastamonu Lâhikası, Yeni Asya Neşriyat.

Yazar Hakkında: Ali Ferşadoğlu

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*