Yazar Arşivi: Baki Çimiç
Son kale Yeni Asya
Yeni Asya, “Bu zamanda Nûrlarla hizmet-i îmâniye, her tarafta ilânatla ve muhtaç olanların nazar-ı dikkatlerini celb etmekle olur.”1 prensibine sadâkatle bağlı kalarak hizmet etmeyi şiâr edinmiştir.
Şerh ve tanzim vazifemiz var
Son haftalarda gündeme gelen Risâle-i Nur Külliyatı’ndan Lem’alar adlı eserin sadeleştirilmesi üzerine yoğun bir tartışma başlamış durumda.
Risâle-i Nûr’’un letâfet-i aslîyesi muhâfaza edilmeli
Bu mânâda öncelikle söz Üstâd Bedîüzzamân Hazretleri’ne aittir. “Kur’ân’ın bir nevî tefsîri olan Sözler’deki hüner ve zarâfet ve meziyet kimsenin değil,
Kemiyet değil, keyfiyet hakîkati
Kemiyetin (sayı çokluğunun), keyfiyete (kaliteye) nisbeten ehemmiyeti yok. Asıl ekseriyet, keyfiyete bakar.1” der Bedîüzzaman Hazretleri.
Belâlar, sadaka ve Risâle-i Nur
Allah’ın üç küllî kânunu vardır. Bunlar kader, kazâ ve atâdır. Kader; geçmiş, hâl ve gelecek her şeyin mukadderât programıdır. Kazâ; kaderde şartları tahakkuk eden hükümlerin icrâsı ve yaratılmasıdır.
Münâkaşa sû-i tesir eder
Münâkaşa; kısaca ölçüsüz ve mîzânsız tartışmaktır. Aynı zamanda da sert tartışma ve ağız kavgasıdır.
Bediüzzaman ve şevketli Sultan Abdülhamid Han
Çok defa okuyor ve şahit oluyoruz ki, Sultan II. Abdülhamid Han Hazretleri hakkında ifrât ve tefrît noktada değerlendirmeler var.
Dârü’l-Erkâm’dan dârü’l-âhirzamana
Kur’ân’ı anlamak ve hayata tatbik edebilmekti bütün gayret. Kur’ân’la nefes alabilmek ve hâllenebilmekti bütün hasret.
Tâ Asr-ı Saadette başladı bu hayrât. Gönüllerde tesîr-i azimini gösterdi o Hazret.
Musîbet, tatlı ikazât-ı İlâhiye ve iltifatât-ı Rahmaniyedir
ÂLEMLERİN Rabbi olan Kadir-i Rahîm, mâhiyet-i insaniyede derc etmiş olduğu acz ve zaaf ve fakr madenini musîbetlerle işlettiriyor. Bir dille değil, belki herbir âzâ ve hasselerimizin lisânıyla bir ilticâ’,
Taife taife yaratıldık
Önemli gördüğüm bir mevzûya değinmek istiyorum. Bu asrın insanlarının önemli hastalıklarından bir tanesi de, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmalarıdır.
Ubudiyet ve duâ
“İnsan, şecere-i hilkatin meyvesi olduğundan, meyve gibi en uzak ve en câmi ve umûma bakar ve umûmun cihetü’l-vahdetini içinde saklar bir kalb çekirdeğini taşıyan ve yüzü kesrete, fenâya, dünyaya bakan bir mahlûktur.
Asr-ı Saadet’ten günümüze Ashab-ı Suffa
İslâm’a hizmet etmenin değişik yolları vardır. Kimi malıyla, kimi ilmiyle, kimi de hayatıyla hizmet edebilir ve de etmiştir. Vakıflık da İslâm’a hizmet etmenin bir yoludur. Bu mânâda “vakıflık”,
Niçin Risâle-i Nûr okuyoruz?
Biz yalnız bu asırda Kur’ân’ın yüksek ve parlak bir tefsîri ve kâinatta en yüksek olan îmân hakîkatlarını beyan eden Risâle-i Nûr’u okuyoruz.”1 Çünkü “Biz îmânın cereyanındayız, gâyemiz rızâ-yı İlâhîyedir.”
İnkisâr-ı hayâl
İnkisâr-ı hayâl; hayal kırıklığı ve umduğunu bulamamaktır. Bir nevî yeistir. Emelin düşmanıdır. Hayal, cevher-i insâniyetin en küçük ve en hasîs bir hizmetkârıdır.




