Yazar Arşivi: Said Nursi
Emek ile sermâye nasıl barışır?
Acaba ikisini barıştırmak çaresi yok mudur? Evet, vücub-i zekât ve hurmet-i riba, karz-ı hasen şerait-i sulhiyedir.
Peygamberimizin (asm) hayatına nasıl bakmalı?
Tarihlerin naklettikleri Peygamberimiz (a.s.m.) bidâyet-i hayatına maddî, sathî, surî bir nazarla bakan bir adam, şahsiyet-i mâneviyesini idrak edemez. Ve derece-i kıymetine vasıl olamaz.
Zât-ı Ahmediyenin (asm) nuruyla âlemin şekli değişti
Evet, zât-ı Ahmediyenin (asm) nuruyla âlemin şekli değişti, insan ve bütün kâinatın mahiyet-i hakikiyeleri o nur, o ziyâ ile inkişaf etti.
Çocuklara Kur’ân öğretmek
Herbir has talebenin mühim bir vazifesi, bir çocuğa Kur’ân öğretmek olduğundan, sen bu vazifeyi yapmaya başladın…
Ölümüm, hayatımdan ziyade dine hizmet edecek
Nasıl ki bir tane tohum toprak altına girip ölmesiyle bir sümbül hayatını netice verir; bir taneye bedel yüz tane vazife başına geçer. Öyle de, mevtim, hayatımdan fazla o hizmete vasıta olur ümidini besliyorum.
Zafer şükür ister
Şu muzafferiyetteki hârikulâde nimet-i İlâhiye bir şükran ister ki devam etsin, ziyade olsun. Yoksa, nimet şükrü görmezse gider.
Kadının dünya ve ahiret saadeti
Kadınların saadet-i uhreviyesi gibi saadet-i dünyeviyeleri de ve fıtratlarındaki ulvî seciyeleri de, bozulmaktan kurtulmanın çare-i yegânesi, daire-i İslâmiyedeki terbiye-i diniyeden başka yoktur.
Risâle-i Nur, hakikatleri çocuklara dahi bildiriyor
Hakaik-i imaniye ve Kur’âniye içinde öyleleri var ki, en büyük bir dâhi telâkki edilen İbni Sina, fehminde aczini itiraf etmiş, “Akıl buna yol bulamaz” demiş. Onuncu Söz risâlesi, o zâtın dehâsıyla yetişemediği hakaiki, avamlara da, çocuklara da bildiriyor.
Bu menzilden ayrıldığın gibi, dünyadan da çıkacaksın!
Bu menzilden ayrıldığın gibi, bu şehirden de çıkacaksın. Ve keza, bu fâni dünyadan da çıkacaksın. Öyleyse, aziz olarak çıkmaya çalış. Vücudunu Mûcidine feda et. Mukabilinde büyük bir fiyat alacaksın.
Risaleler benim değil, Kur’ân’ın malıdır
Sesim yetişse bütün küre-i arza bağırarak derim ki: Sözler güzeldirler, hakikattirler. Fakat benim değildirler; Kur’ân-ı Kerîm’in hakaikinden telemmu’ etmiş şuâlardır.
Risâlelerin bir harfine dokunmayı azîm bir günah telâkki ediyorum
Üstadın talebesi Hulusi: “Tâbiratınızla, şivenizle okumak bana o kadar zevkli, lezzetli geliyor ki, tarif edemem. Onun için bir harfe dokunmayı azîm bir günah işliyor telâkki ediyorum.”
Asıl vazifemiz iman ve duâdır
İnsan, nihayetsiz acziyle nihayetsiz beliyyâta mâruz ve hadsiz a’dânın hücumuna mübtelâ ve nihayetsiz fakrıyla beraber nihayetsiz hâcâta giriftar ve nihayetsiz metâlibe muhtaç olduğundan, vazife-i asliye-i fıtriyesi, imândan sonra duâdır.
Melekler kar tanelerine binip san’at-ı İlâhiyeyi alkışlıyor
Meleklerin bir kısmı küçücük olarak yağmur ve kar katrelerine binip san’at ve rahmet-i İlâhiyeyi kendi dilleriyle alkışlıyorlar.
İmandan sonra en büyük hakikat namazdır
Cenâb-ı Hak, Kur’ân-ı Kerîm’inde, yüz yerde edâsını emrettiği namazdan daha büyük bir hakîkat olsa idi, îmandan sonra onu emrederdi.
Peygamberlerden sonra insanlığın en faziletlisi sahabelerdir
Enbiyâdan sonra, nev-i beşerin en efdali Sahabe olduğu, Ehl-i Sünnet ve Cemaatin icmâı, bir hüccet-i kâtıadır.




