Neden Yeni Asya?

Bir gözyaşıdır Yeni Asya… 42 yıl önce bugün (21 Şubat 1970), “lahana yaprağı kadar da olsa bir gazete!” diyen büyük himmet sahiplerinin gözlerinde bir yaş damlası olarak tomurcuklandı. Bazan gözyaşı damlası oldu ona gönül verenlerin gözünde, bazan kan damlası oldu, aktı. Ama sevenlerinin başını eğdirmedi hiç. Boynunu büktürmedi. Utandırmadı. Vuruldu, dövüldü, kırıldı, kovuldu, türlü tokatlara maruz kaldı. Ama yıkılmadı, tükenmedi, yok olmadı. Hep yaşadı, hep nefes aldı durdu, hep can oldu, kan oldu, hep hayat oldu damarlarda. Dostlarının, sevenlerinin, okuyucularının gözünde değil, damarlarında yaşadı!

Bir dâvâdır Yeni Asya… 42 yıl önce bugün, hakkın, hakîkatin, ittihadın, uhuvvetin, kardeşliğin, elmasın, cevherin, nûrun, ebediyetin, sonsuzluğun, saadetin, izzetin, onurun, hizmetin, fikrin, edebin, aklın, samimiyetin sesi ve çığlığı olarak dünyaya geldi. Sesini, soluğunu kesmek isteyenler çıktı. Onlara birer gül dalı uzattı Yeni Asya. Yoluna ve yolculuğuna devam etti.

Bir burhandır Yeni Asya… Tarih boyunca hak bildiği yolda tek başına da olsa, bin bir ezâya ve cefâya göğüs gererek de olsa nice ışık yakan büyük himmet sahipleri gelip geçmişler. Peygamberler ve onların müstakim ümmetleri bu sessiz dâvânın burhanı oldular. Peygamberler döneminden sonra müceddidler, asrın imamları, asrın sahipleri ve onların istikamet içindeki takipçileri hak için birer burhan oldular. Hakkın nefes alan dili oldular, damarlarında kan yerine hizmet aşkı dolaşan eli oldular, kolu oldular, yaşayan delili oldular. Yarın Mahşerde Cenâb-ı Hak sorduğunda, “Allah’ım! Senin sözüne sadık kimseleri görmedim!” diye yakınmalarına imkân vermeyecek ölçüde fedâkârca, kahramanca, yiğitçe haksızlıklara, bid’atlara, dalâlete, yanlışa karşı hakkın hukûkun, faziletin, ahlâkın, hayrın birer burhanı olan hak ve gönül erenlerine her asırda tanık oldu bu dünya. Yeni Asya ile gördü ki, âhir zaman da boş değil! Âhir zaman da fedâkârından, kahramanından, yiğidinden, hakkın müdafiinden mahrum değil.

Bir tebliğdir Yeni Asya… Akla, fikre, hür düşünceye, selîm kalbe, hakkın, nurun, feyzin, fazîletin, istikametin, ihlâsın, tevhidin, tevekkülün, teslimin ve saadet-i dâreynin tebliği oldu doğduğu günden beri. Dinleyen azdı veya çoktu! Ne önemi var? Fakat tebliğ vardı! Sesini, soluğunu kısıp oturan yoktu! Güneşi ve gündüzü gösteren vardı! Eğer göz yummasaydılar… Görmeyen kalmayacaktı!

Bir duâdır Yeni Asya… Halktan hakka hak için yükselen bir niyazdı, açılan bir eldi, söyleyen bir dildi; hem kavlen, hem fiilen söyledi, bazen istidat dili oldu, bazan ihtiyac-ı fıtrî dili oldu, bazan ıztırar dili oldu. Ama hep dergâh-ı izzete açtı gönlünü, elini, dilini, niyazını. Hep O’na yöneldi, hep O’nu bildi, hep O’nu bildirdi, hep O’nu sevdi, hep O’nun için sevdi, hep O’nu sevdirdi, hep O’nu yazdı, hep O’nun için yazdı.

Bir tekliftir Yeni Asya… Elini dostluğa, barışa, kaynaşmaya, inanmaya, hürriyete, demokrasiye, hakka, hukûka, ışığa, aydınlığa, kardeşliğe, birliğe, beraberliğe, sevgiye ve muhabbete uzatmış. “Hak, müştereğimiz olsun” diyor. “Hakkın hatırını teslim edelim; başka hatırlara fedâ etmeyelim. Fert olarak da, cemiyet olarak da saadetimiz bundadır” diyor. 42 yıldan beri bu teklifini tekrarlıyor. Kıyâmete kadar da inşallah tekrarlayacak!

Bir çizgidir Yeni Asya… İstikâmetin, teslimiyetin, tevhidin, sadâkatin, isâbetin, saygınlığın, nezâketin, hıfzın, himâyetin, emânetin, doğruluğun, mertliğin, açık yürekliliğin, açık sözlülüğün, hür yaşamanın, hür düşünmenin, doğru inanmanın, müsbet hareketin çizgisi…

Yeni Asya 42 yıldan beri bu gözyaşının, bu dâvânın, bu tebliğin, bu teklifin ve bu çizginin peşinde, izinde, arkasında, takibinde… Bu çizgisiyle Mahşere, Allah’ın huzuruna varmak emelinde Yeni Asya… Kıyâmete kadar, Mahşere kadar, ebediyete kadar, sonsuzluğa kadar yolun açık olsun Yeni Asya!